26 Ağustos 2009 Çarşamba

ARALAMA KARALAMA

Uzuuunca bir süre oldu buralara uğrayamayalı. Bir süre insana benzeyen hayvan türleri üzerinde araştırma yaptım. Bu arada araştırmalarımı henüz nihayetlendiremediğim halde bir taşınma telaşı hayatımın ortasına düşüverdi. Bir telefon geldi ki, "Hazırlan taşınıyorsun." Taşındık bakalım.

Ve fakat malumunuz insan yeni bir eve taşınınca bir süre telefon, internet gibi sorunlarla boğuşuyor. Bir de elektrik sayacım komple sökülüp çalınmasaydı hoş olurdu tabii:)

Bu nedenle/nedenlerle uzunca bir dönem uğrayamadım. Elektrik sorununu da halleder halletmez umarım ki daha düzenli yazılarla döneceğim.

Buralara gelemediğim dönemlerde kendimi çeviri, kitaplar ve TV dizilerine verdim. (Vallahi abartmıyorum, aynı dizinin aynı bölümünün bir hafta içinde yayınlanan tüm tekrarlarını izlediğim bile oldu ki bana inat çok sayıda tekrar verdiler o gün. Senaryoyu ezberlemiş bile olabilirim.:))

Kitaplardan kısaca bahsedip daha sonra her biri hakkında detaylı yazılar yazmak niyetindeyim. (Ve vallahi kitaplar üzerine yazmayı çok özledim.)

Alper Canıgüz diye bir yazar abimiz var ki çok sevdiğim bir dostum vasıtasıyla kitaplarıyla tanışma fırsatı bulmuş idim. Yayımlanmış olan 3 kitabını da geçen sene içinde okumuş, lakin pek bir şey yazmamıştım. İki hafta kadar önce bir Alper Canıgüz aşkı sardı ki beni, gittim okuduğum kitaplarından birini tekrar okudum. Ve ilk seferindeki gibi koptum, ilk okuyuşumdan daha da çok beğendim. Geçirdiğim sinirli ve sıkıntılı dönemlerde keyif verici bir okumaydı.

İş yerinde yine bir noktaya hapsedilme dönemine girdim ki hiç hoşlanmam. O sıkışıp kaldığım yerde canım sıkılıyor ne yapayım. Yasak masak, aldım elime, Koloni'yi okudum işte olduğum dönemlerde. Beklediğimin çok çok altında bir kurgu, kapakta gördüğüm çevirmen isminin bende uyandırdığı beklentileri pek karşılamayan bir çeviri, Doğan Kitap'ta görmeye alışkın olduğum ama bir türlü yakıştıramadığım bir özensizlik... Koloni'nin bende bıraktığı etki bu oldu. Birkaç sayfa not da aldım ki ayrıntılı yazıda paylaşmayı umuyorum.

Sonra Elif Şafak okumak istedim tekrar. Seviyorum yahu, ne yapayım. Okumadığım kitabı da kalmamıştı ya, e ne yapalım, okuduğumuzu bir daha okumakta ne gibi bir sakınca var. Dizileri 5'er defa izliyoruz ya... Hem zaten lisedeydim daha Pinhan'ı okuduğumda. Bir de bu yaşta okuyayım, farklı anlamlar çıkarayım istedim.

Yine akıp gittim dilin üzerinde. Okurken müthiş bir keyif aldım yine. Yüzümde daima bir tebessüm... Kitabın kapağını kapatıp yakın dönemde okumuş bir arkadaşımla tartışırken sürekli kurguya dair eksiklikler bulup çıkardık. Fikrimizce bu şöyledir, yahu sanki böyle olmasa daha iyi olurmuş türü cümleleri sıkça kurduk. Ama elime alıp okumaya devam edince keyif sarıyor yine, düşünemiyorum eksiklerini gediklerini. Bu bir büyü mü? Bilmiyorum. Ama ilginç, o kesin.

Sonra iş yerinde ne okusam diye dolandım bir müddet, Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılmış Kısa Tarihi'nde karar kıldım. Elime aldığım gibi içine çekti beni. Ayfer Tunç okumamıştım daha önce, çok beğendim. İş yerinde okuma konusundaki yasaklar iyice tepeme çöktüğü için 110. sayfada kaldım, çok ağır okuyabiliyorum ama hallederiz bir şekilde:) İç içe geçmiş bir sürü insan hikayesi... Olaya neresinden girip neresinden çıktığınızı anlayamıyor, elinizden bırakmadan okumak istiyorsunuz....

Şimdilik aklıma gelenler bunlar, vaktim de bu kadar...

En kısa zamanda daha derli toplu bir yazıyla görüşmek üzere...

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...