15 Haziran 2010 Salı

Akşam Güneşi Güzele Vurur


Sabah ezanı okundu. Birazdan güneş doğacak.

Ben bu yazıyı yazmak için verdiğim birkaç dakikalık moladan sonra yine çevirime gömüleceğim. Sonra bir sigara yakmak için başımı kaldıracağım. Ya da bir kahve almak için. Belki de eğilip yanımda, yerde duran su şişesini alacağım. İlla ki kaldıracağım ama başımı. Ve kaldırdığım an etrafın, insana serinlik hissi veren bir maviye kestiğini göreceğim. "Yuh lan!" diyeceğim belki... Belki daha kibar söylerim.. Bilmiyorum. Ama muhakkak tepki vereceğim. Tanırım az biraz kendimi. "Şuraya bak, gene sabah olmuş."

Buradan güneşi göremeyeceğim. Ağır ağır doğuşunu. Kızıl-turuncu-sarı ve nihayet mavi/masmavi (ama artık serinlik hissi vermeyen bir mavi) döngüsünü izleyemeyeceğim.

Olsun, sorun değil. Zaten birkaç gün önce fark ettim ki ben gün doğumlarını değil, gün batımlarını seviyorum. Aslında ışıkları çok benziyor birbirine. Ama bir şey var, ufacık bir fark...

Sabah güneşi değdiği şeyi çiğleştiriyor. Akşam güneşi olgunlaştırıyor. Sabah güneşinin vurduğu nesne/kimsenin gözleri kamaşıyor, yüzünü buruşturuyor sanki. Neden uyandırdın beni ifadesi biraz da... Çirkinleşiyor.

Ama akşam güneşi... Akşam güneşinin değdiği her şey nasıl da güzelleşiyor. Nasıl büyüleyici bir hal alıyor. Yerde ezilmiş öylece duran pis bir kola kutusu, o ışıkta insana dünyanın en şahane şeyiymiş gibi gelebiliyor. Kalp ritmini hızlandırabiliyor... Akşam güneşi bir olgunluk yayıyor, değdiği her nesneye o olgunluğu bulaştırıyor. İnsanın ciğerleri temiz havayla doluyor sanki ona bakarken. Sanki yüreği huzur patlaması yaşıyor. Akşam güneşi, yaşını başını almış, tecrübeleriyle olgunlaşmış biri sanki. Gençlerin onu dinleyerek bir şeyler kattıkları heybelerine... Öyle güzel bir şey akşam güneşi... Koca bir günden alacağını almış giderken, bütün gün yukarıdan izleyerek hafızasına nakşettiği güzellikleri armağan ediyor sanki onu görememiş olanlara.

Akşam güneşi, güzele vurmuyor aslında. Vurduğu/değdiği her şeyi güzelleştiriyor, bütün gün değdiği her şeyden topladıklarıyla...

2 yorum:

Mel' dedi ki...

Ena'cığım ,yazının tadı damağımda kaldı.Dedim elimde kitap olsa içinde bu tür yazılar olan ,şöyle uzandığım yerde okusam :) Olacak bir gün olacak,olmalı.Akşam güneşinin batışını seyretmeye bayılırım,2-3 sene evveline kadar yazın,denize kayıkla açılır,dağın arkasına saklanana dek izlerdik kızılını güneşin.O günleri hatırlattı bu yazı,o manzaranın güzelleştirdiği anları/anıları.

ena dedi ki...

:)Aklıma hep Ahmet Haşim gelir akşam kızıllığının bahsi açılınca. Annem nedeniyle herhalde. Ne zaman havanın kızıla döndüğünü görse "Kızıl havaları seyret kiiii akşam olmaktaa" dizesini okur Ahmet Haşim'den:))

"Acıktım" dediğimdeyse duyduğum dize hep "Bugün yine açız evlatlarım diyordu peder," olmuştur:) Çok şiirsel bir aileyiz canım:))

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...