28 Ekim 2010 Perşembe

Yüksel Aytuğ ve Öyle Bir Geçer Zaman Ki

Yüksel Aytuğ bir televizyon eleştirmeni mi yoksa PR'cı mı belli değil... Diğer kanalların, bilhassa Kanal D'nin dizilerine bulduğu (yahut yarattığı) her fırsatta sataşıp ATV'nin en kalitesiz dizilerini ballandıra ballandıra anlatmak onun meslek tanımı... Aşağıda bugün (28.10.2010) yayınlanan yazısından bir bölüm alıntılıyorum.... Buyrun...

Öyle bir döver zaman ki...

İlk bölümünden beri yazıyorum. Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisinde yer alan fiziki ve psikolojik şiddet sahneleri çok rahatsız edici... Diziyi son derece başarılı bulmama rağmen bu sahnelerin yoğunluğu beni fena halde rahatsız ediyor. Çünkü olay, sıradan aile tartışmaları olmaktan çıkıp bambaşka bir boyut kazandı. Özellikle Mete ile öz babası Ali Kaptan arasındaki kin ve nefretle örülü ilişkiler yumağı, çekirdek aileyi bir arada tutan en temel değerleri bile ayaklar altına alacak nitelikte. Babaoğul her fırsatta birbirlerini yumrukluyor. Tamam, Ali'nin çocuklarına reva gördüğü muamele asla hoşgörülemez. Ama bizim toplumumuzda tartışma götürmeyecek bir örfümüz vardır: "Anaya, babaya el kalkmaz!.." Gerekçesi ne olursa olsun bir evladın babasına el kaldırması asla affedilmez. Mete'nin şiddet gösterisi son bölümde tavan yaptı. Babasına saldırması yetmiyormuş gibi baba yarısı amcasını yumruklaması da affedilir gibi değildi. Her ne kadar amca, baba yarısı gibi davranmasa da, cezası, öz yeğeninin savurduğu yumruk olmamalıydı. Bu arada içinizi ne derece rahatlatır bilmem ama, dizideki küçük Osman'ı oynayan Emir Berke Zincidi'nin sahneleri, ayrı olarak çekilip sonradan montajlanıyormuş. Yani bizim küçük aktör, kavga sahnelerinden olabildiğince uzak tutuluyormuş. Dizinin yönetmeni, Bloomberg'deki bir programda söyleyince içime azıcık su serpildi. Diğer yandan babaanne Hasefe rolünde Meral Çetinkaya harikalar yaratıyor. Özellikle son bölümdeki performansı, konservatuvarlarda ders olarak okutulacak nitelikteydi.

Daha önceki bir yazıda Aytuğ için özendirici şiddet ve caydırıcı şiddet gibi anlayıp anlamayacağından emin olmadığımız kavramları açmaya çalışmıştık. Bu sefer farklı yönden vurmak istemiş. Örf ve adetlerden, toplumsal geleneklerden vs. bahsetmiş...

Sayın Aytuğ dışarıdan bakıldığında nasıl tutarsız bir izlenim bıraktığının farkında mı bilmem, lakin örf ve adetlere bu kadar bağlı olan Aytuğ'un Unutulmaz adlı diziye beslediği muhabbet, yukarıda Öyle Bir Geçer Zaman Ki'ye çakmak için sığındığı nedenlerle karşılaştırılınca ayan beyan ortaya çıkıyor zaten. Unutulmaz için neler yazmış bakınız:

Bu dizi gerçekten unutulmaz

Daha ilk bölümünü izler izlemez "Bu formül tutar" demiştim. Nitekim öyle oldu. Eski Yeşilçam hikayelerini sos olarak kullanan "Unutulmaz", dizi tutkunlarının vazgeçilmezleri arasındaki yerini aldı. Ancak "Unutulmaz"ın senaryo sürprizlerinin sonu yok. Bu hafta da gördük ki, Tolga ile Harun'un "kardeş olma ihtimali" var. En iyisi, izlemeyenler için küçük bir özet yapmak: Efendim, Melda ile Harun evlenmek üzere. Harun, tesadüfen Eda ile tanışıp, ona tutuluyor. Eda da bu sevgiye kayıtsız kalamıyor. Birlikte oluyorlar ve Eda hamile kalıyor. Harun, ailesiyle beraber Melda'ya söz yüzüğü takmaya geldiğinde bir de ne görsün? Aşık olduğu kadın, evleneceği kadının kızkardeşi değil mi? Tabii Eda da bu durum karşısında baygınlık geçiriyor. Yani iki kızkardeş, aynı adama aşık. Eda, aşkını yüreğine gömüyor. Bu arada kendisine ilgi duyan Tolga ile "anlaşmalı" bir evlilik yapıyor. Tolga bu hafta ölen annesinin aşk mektuplarını Eda'ya okuttu. Ve inanılmaz bir gerçek ortaya çıktı. Annesi, babasının "öteki çocuklarından" söz ediyordu. Ve Tolga'nın babası ile Harun'un babası muhtemelen aynı kişiydiler. Yani; iki kızkardeş, iki erkek kardeşe aşık. Ama yanlış kardeşlerle beraberler... Evet, tamam, öyküyü iyice arapsaçına çevirdim. Dizide kimin kime gerçekten "Sevgilim", "Karıcığım", "Kardeşim" ya da "Babacığım" diyeceği, önümüzdeki haftalarda belli olacak. Mübarek, dizi değil, çapraz bulmaca!.. Bu arada "Altın Boynuz Ödülleri" de sahiplerini buldu!..
Unutulmaz'ı bilmeyenler için dizinin özeti de yukarıda. Lakin annem izlerken maruz kaldığım kısımlardan bildiğim kadarıyla bu kötü oyunculuk ve kötü senaryoyla maruz kalınan anlarda zulme dönüşen dizinin özetini bir de ben kendimce yapayım: "Bu dizi bir yalan ve ihanet öyküsünün aşk bahanesiyle meşrulaştırılması çabasıdır."

Aslında sadece şunu sormak istiyorum. Her ne sebeple olursa olsun babaya el kalkmaz diye, kutsal aileden, örf ve adetlerden, toplumsal geleneklerden bahseden Sayın Aytuğ acaba örf ve adetlerimize iki kız kardeşle de beraber olmak, ihanet, nikahsız birliktelik vs gibi kavramların ne zaman dahil olduğunu söyleyebilir mi? Öyle Bir Geçer Zaman Ki için kutsal bir değer olan aile, Unutulmaz için neden o kadar da kutsal değil Aytuğ'un gözünde?

Elbette ki herkes örf ve adetlere uygun yaşamak zorunda değil. Herkes kendi seçiminde özgürce yaşar. Gidip de nikahsız yaşayanlara saldıralım diye söylemiyorum bunu. Fakat iyi farklı öykü iki farklı kriterle mi değerlendirilir? Bu öykülerden biri 1967'de diğeri 2010'da geçtiği için mi dir bu genişlik?

Ben aslında bir şeyi değerlendirirken kanun, örf, adet, gelenek filan değil, çok daha basit bir şeye başvuruyorum. Vicdanıma... Ama velev ki örf ve adetler üzerinden değerlendirmeye kalktık... Öyle Bir Geçer Zaman Ki'de de Türk örf ve adetlerine uyulmuyor, Mete babasına amcasına vuruyor... Peki bu kadar mı? Bu diziyi izlediğinizde gördüğünüz bu mu? Mete'nin babasına ve amcasına yumruk attığını gören bütün liseli gençler babalarına vurmaya mı koşmuş? Çok şükür diyorum, herkesin algısı Yüksel Aytuğ'unki gibi işlemiyor.


"Ali'nin çocuklarına reva gördüğü muamele hiçbir şekilde hoş görülemez," nevinden bir şeyler diyor Aytuğ. Eyvallah. Şimdi şöyle ele alalım. Ali çocuklarına ve karısına şiddet uyguluyor, dostunu eve getiriyor, bunları kınadık. Peki Mete karakterinin, Aytuğ'un eleştirdiği şekilde davranmadığını var sayalım.  Asıl sorun burada çıkmaz mıydı? Bu öykü gerçekten uzaklaşmaz mıydı? Çünkü örf ve adetlerden çok daha güçlü bir şey vardır hayatta: İnsan psikolojisi... Ve aslında hemen bütün öyküler de bu örf ve adetlerin insan psikolojisiyle çatışmasından çıkıyor...


Bir de örf ve adetler bu kadar önemli ve belirleyiciyse, örf ve adetler her zaman doğruyu gösteriyorsa, Aytuğ'un yazısında bahsettiği kadar önemli ve saygı duyulmayı gerektiren şeylerse, o halde bir yörenin insanlarının örfleri kabul ettiği namus cinayetlerini, bir bölgenin adetinden gelen kızları erkenden everme geleneğini nereye koyacağız?


Derin analizlere girmekten kaçınarak, izlediği yayınlarda beynini ve vicdanını kullanmaktan sakınarak sadece durduğu noktaya/yayınlandığı kanala göre dizileri öven ya da yeren bir zihniyetin kendini televizyon eleştirmeni zannetmesi ne acı!

6 yorum:

Pink Freud dedi ki...

Niyeyse toplumdan toplumu saklamaya uğraşılıyor. Halk zaten güllik gülistanlık hiç şiddet, taciz, dolandırıcılık, ahlaksızlık vs vs yaşamıyor ve dizilerde görünce birden bütün bu kötülüklere yöneliyor sanki.. Neymiş babaya el kalkmazmışmış, baba eğer kendi sosyal rolünü oynarsa çocuk da toplum kriterlerine göre çocuk olur.

ena dedi ki...

Bu yanlış tavrı her kanalda yayınlanan her dizi için gösterse en azından tutarlı olacak... Ama kendi yayın grubundaki dizilerde alkış tutup karşı grubun dizilerinde böylesi eleştirmesi ayrı bir hadise...

leon dedi ki...

yazıyı çok beğendim öncelikle
yorum yapılacak bir nokta bırakmamışsın.her tespitin ayrı ayrı harika.
altuğ bence sayın sıfatını haketmiyor tek eleştirim de bu:)
meslek ahlakına kesinlikle uymuyor.
ama bence sorulması gereken şu:bu memlekette kaç kişi buna uyuyor.
katılır mısın bilmem ama galiba tv eleştirmenliği işini en iyi mesut yar yapmakta.ama her yazısını okumadığımdan hatası var mı yok mu bilemiyorum :(

Kitapkolik dedi ki...

yuksel aytug hakkında tamamen katılıyorum sıze

ena dedi ki...

Leon çok teşekkür ederim, bir sinirle yazmıştım aslında ama olduysa gerçekten, sevindim:) Sayın sıfatını hak edip etmemesi bir yana, vallah sırf kendi nezaketimden koydum ben:))

Sevgili kitapkolik çok teşekkür ederim.:)

inselot dedi ki...

o kadar guzel anlatmissiniz ki, gercekten tebrik ediyorum.
benimde anlamadigim nokta bu, aile diye neden insanlar birinin onlara yaptiklari zulume eyvallah demek zorunda? o amca, o baba o cocuga onca sey yapmis, nasil susabilir ki? artik onu nasil bir baba ve ya amca gibi gorebilir? kendi babasi evladini bir kadin ugruna hirpaliyor ama cocuk kendini ve ailesini savununca suc oluyor.. yuksel aytug bence diziyi izlerken oturup nereden saldirabilirim, nereden laf edebilirim diyor bence diziye.. insan tepkilerini falan harika anlatiyor dizi, kufur var mesela dizide, bipleniyor tabi ama olmasi guzel bir ayrinti. diziyi dogal yapan bu, karakterler abartili degil, hepimiz sinirlenince kendimizi kaybedip kufur ederiz.. bence dizinin bu kadar sevilme nedenlerinden biri de dogal olmasi..

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...