25 Şubat 2010 Perşembe

Keyifli Bir Günün Akşamı


Zamanı başa sarmak ya da bugüne davet etmek geçmişi…

Sanki bir zaman makinesinin yemek salonundayım, koca bir tepsi karışık geçmiş getirmişler önüme… Her çağdan bir parça… Potpori… Ya da sanki zaman makinesine bindirmişim de bugüne getirmişim geçmişi…

Yeniden öğreniyorum caddelerde telaşsız yürümeyi. Sağda solda, arada kıyıda kalmış tozlu dükkanlara bakarak ciğerlerime hava yerine huzur çekmeyi tekrar keşfediyorum…

Can sıkıntısıyla kendimi küçük, sokak arası bir çay bahçesine atıp demli, belki karbonatlı çayımla bir sigara yakıyorum. Daracık bir ara sokakta kalmış küçük bir bakkaldan aldığım yirmi beş kuruşluk kalemle bir süper market fişine bunları karalıyorum rüzgar sigaramı sinsice çalarken benden. Gülümsüyorum… Yanımdan geçenlerin telaşına ortak olmamaktan mutlu, gülümsüyorum.

Dostlarım geliyor evime. Kahve keyfi… Bir sigara belki… Belki değil, mutlaka… Fonda İncesaz illa ki… Tozunu alıyor ruhumun… Gündelik telaşlardan bir sohbet, yürek telaşsız…

Sonra bir süreliğine bu dünyadan kaçmanın en keyifli yolunu yeniden yürek haritama çiziyorum. Bir tiyatro salonunda sahneye kilitliyorum gözlerimi. Büyüleniyor ruhum… Söylenen güzelse, söyleyen güzelse daha şahane… Ama her şeye rağmen orada olmak bile yetiyor yüreğimdeki tebessüme aç o bilinmez yere…

Telaşsızca kitapçılarda dolanıp güç bela seçilen kitaplara sevinçle tekrar tekrar dokunmak sonra… Güzel, öyle güzel ki her oturuşta bir kez daha çıkarmak çantadan yahut poşetinden ve kapağına dokunup gülümsemek, ilk sayfalarını açmak özenle…

Gülümsüyorum… Telaşsız, keyfini süre süre yaşanan bir güne… İçimde bir süre ayaklanan nerede o eski ben feryatlarına inat bugünün olgunluğuyla geçmişi yaşıyorum. Geçmişi bugünde ağırlıyorum…

Sonra keyfimi perçinlemek için yazarken bunları, hep yarınlardan bahseden yazılar yazdığım geçmişime gülümsüyorum bir kez daha…

14 Şubat 2010 Pazar

Zamanı Başa Sarmak


Ben bugün zamanı başa sardım… O günden bugüne öğrendiğim, kazandığım ne varsa geride bıraktım. Bir seni aldım yanıma şimdiki zamandan.
Ne zamandır kolaylığına aldandıklarımı bir kenara fırlatıp attım. Yıllardır bir köşede dura dura tozlanan o küçük kutuyu açtım. Önce içindekilerin tozunu aldım, sonra yüreğimin. Şimdiki zamandan bir tek seni aldım… Yıllar içinde kahveme fazladan giren şekerleri bile ardımda bıraktım. Gece, müzik, kahve, sigara… Sonra ben ve yüreğim… İlla ki dolu gözlerim. Bir güzel temizledim yüreğimi ve en güzel yere yerleştiriverdim seni. Şimdiki zamandan bir tek seni aldım. Çünkü geçmişten izler vardı sende. Sırf ona kandım… Geçmişten bizler vardı sende… Geçmişten hisler vardı sende… Buna aldandım…
Yapbozun büyülü parçasıydın. Yıllar önce kaybettiğim… Kimdir, nedir bilemediğim… Arayıp da bulamadığım. “Çık ortaya n’olur, yaralarım iyileşsin,” diye yalvardığım… Bu gece zamanı başa sardım ve yanıma yalnız seni aldım… Sen sihirli parça değilsin ama senin yüreğimdeki izdüşümün… İşte sihirli parçası düşümün…
Bu gece müziğimle, kahvemle, sigaramla barıştım. Sen düştün aklıma, yüreğime sarıldım. Beni yıllar önce terk eden sözcükler, yüreğime düşüyor şimdi… Konfetiler gibi…
İlla ki hüzün kattım biraz… Biraz umut… Biraz bekleyiş… Sonunun gelmeyeceğini bildiğim bekleyişler… Sonu mühim olmayan… Çünkü ben hep üç noktaları sevdim. Virgülleri… Beklemeyi… Bizzat bekleyişleri…
Sonunu hiç görmedim ki…

14/02/2010; 01:14
ena
* Resimdeki kasetin tozlarını temizleyip dinlerken yüreğe dolanlardır...

4 Şubat 2010 Perşembe

Özlem ve Zamana Yenilmeyen Duygular

Eski bir fotoğrafa bakar gibi burnum sızlıyor. Özlemişim çünkü. Öyle mi? Öyle... Özlemişim...

Canım sıkıldıkça açıyorum bilgisayardan, artık bir iki vaktim ne kadarına el verirse... İzlerken dudaklarımın uçları yukarı doğru, burnumda bir sızı, gözlerimin ucunda da yaş... Bazen ilk seyirde ağladığım yerleri hatırlayıp evvelden başlıyorum ağlamaya. "Bak birazdan çok şahane ağlatacak ama ya!" diye ikna ediyorum kendimi bir de. Keza gülmek de aynı... "Bak bak," diyorum kendi kendime "Birazdan kopacağız." Pavlov amcama saygılar...

Ama ne güzel bir iş sevmişim ben. Ama ne güzel şeylere gülmüşüm, ne güzel şeylere ağlamışım. Ne güzel bir çabayla insanlığımı hatırlamışım. Ne güzel bir biçimde görmüşüm karşımdakilerin insanlığını... Kendilerine ve bize olan saygılarını... "Helal olsun" cümlesini çok kurdum onlar için zamanında. Bir kez daha kurarım, hep kurarım. Hatırladıkça kurarım. HELAL OLSUN!

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...