4 Kasım 2010 Perşembe

Dünyalılar Egonyalılara Karşı

Fantastik edebiyata pek merakım yoktur. Daha gerçeğe yakın, daha doğal şeyleri seviyorum hemen her konuda. Lakin şöyle bir durup düşününce, aslında yaşadığımız hayat fantastik öykülere çok benziyor gibi geliyor zaman zaman.

Dünyada iki tür varmış mesela. Öyle düşünüyorum. Dünyalılar ve Ego-nyalılar... Her doğan velet, iki tarafa çekilmeye de müsaitmiş. Türüne bakılmaksızın... Türler arası geçiş mümkünmüş. Çeşitli önkoşulları varmış. Başvuruyla filan değil, doğal bir gelişim içinde gerçekleşiyormuş her şey...

Dünyalılar ve Egonyalılar varmış hayatta. Dünyalıları anlatmaya gerek yok... Birkaç Yeşilçam filmi izlemek onları tanımaya yeter... Mesela Sana Layık Değilim'deki Osman gibiymiş dünyalılar. Türkan gibiymiş... (Sana Layık Değilim için tıklayınız.) Gülümsermiş onlar hayata. Onlar severmiş diğer insanları da... Diğerlerinin mutluluğu da değerliymiş.

Egonyalılar sonradan türemiş aslında... Belki de hep varmış da gizliden gizliye "şartların olgunlaşmasını" beklemişler. Çok başarılı kamuflaj teknikleri varmış onların. İnsan içinde görseniz insan sanırmışsınız. Tıpkı Dünyalılar gibilermiş. Öyle yeşil tenleri, uzun kulakları filan yokmuş yani. Şişkin egoları varmış sadece. Egoları vicdanlarını ve empati yetişen tüm arazilerini istila etmiş. Bir çeşit ruhsal mutasyon geçirmişler. Tıpkı dünyalılar gibi sabah uyanınca çişe gider, yüzlerini yıkar, dişlerini fırçalar, kahvaltı eder, belki kahveyle geçiştirirlermiş.Her tür biyolojik ve fizoylojik ihtiyaçları aynıymış Dünyalılarla. Onların içindeki canavarı ortaya çıkaran karşılarında bir Dünyalı görmekmiş.

Milyarlarca cephede adam adama savaşmaktaymış her gün Egonyalılarla Dünyalılar... Egonyalılar, Dünyalıları aşağı görür, kendilerini efendi, kendileriyle benzer bir seviyede olmayan herkesi de köle sanırlarmış. Duruşları daha dik, sözleri daha keskin olurmuş mesela. Onlar en çok dillerini kullanırlarmış bu sürüp giden savaşta. Dilleri kılıçtan keskinmiş. Tavırları, duruşları, bakışları.... Bunlar da sadaklarında bekleyen oklarıymış... Yaralarlarmış Dünyalıları. Öldürmek yokmuş bu savaşta. Dünyayı ele geçirmek, Dünyalılardan temizlemek değilmiş dertleri. Onlar yaralayarak mutlu olurlarmış... Dünyalılar hep bir miktar olmalıymış onlara göre. Çünkü o Egonyalıların özlerini, aç egolarını doyurmak için kullanmak gerekirmiş. Onların yok oluşu Egonyalıların da yok oluşu demekmiş. O yüzden bir Dünyalıda derin bir yara açıp da ölümüne neden olurlarsa üzülürlermiş. Dünyalıların vicdan azabına benzermiş belirtileri ama aslında kendileri içinmiş üzüntüleri.

Dünyalılar her gün her yerde karşı karşıya kalırmış Egonyalıların saldırılarıyla. Onlar için bir savunma savaşıymış bu sadece. Savunma taktikleri kararlaştırdıkları toplantılar yokmuş. Bireysel gibi görünen ama bir adım geriden bakılınca çok büyük bir savaşmış bu. Çok büyük bir savunma gayreti... En iyi savunmanın saldırı olmadığını bilirlermiş sadece. Çünkü saldırdıkları an, Egonyalıya dönüşürlermiş onlar da. Öyle bir lanet... Hayal bu ya...

Egonyalıların kılıçtan keskin dilleri, tek seferde atılabilen sayısız okları varmış. Her yaralandıklarında kullanabilecekleri silahları düşünürmüş Dünyalılar. "Biz de dilimizi kullansak," derlermiş, bir türlü kan akıtmaya, can akıtmaya, yaş akıtmaya elvermezmiş yürekleri. Bakışları hemen yumuşar, başları dolu başaklar gibi eğilirmiş...

Sonunda bir kale inşa etmeye karar vermişler etraflarına. Küçük küçük bireysel kaleler. Taştan kalelere, taştan kalplere inat, gülden kaleler inşa eder olmuşlar... Yara almalarını engellemezmiş, saldırıları durdurmazmış belki bu kaleler ama bu gülden kalelerin kokusuyla gayriihtiyari bir tebessüm yayılırmış yüzlerine. Tebessüm Dünyalıların en etkili ilacıymış. Dudaklardan başlayan tebessüm yavaş yavaş tesir edermiş insanların yüreğine...

Gülden kalelerinin harcında ne kullanmaları gerektiğine karar vermeleri çok zor olmamış. "Sabır muhakkak gerekli," demişler. "Olgunluk elzem," demiş bir başkası. "Hoşgörü," demişler... "Sevgisiz olur mu hiç?" demiş bir dede beyaz sakallarını sıvazlayarak. "Sevgi bizim gülden kalemizin güllerini her daim diri tutacak sudur," demiş. Hakvermiş herkes. Bir başkası "Umut olmalı muhakkak," demiş. "Temelsiz kale mi olur?"

Bir biçimde yaralanan ve Dünyalı kılığındaki Egonyalıların farkına varan herkes bir şeyler eklemiş kalenin harcına. Kimi öfkeyi muhafız diye dikmiş kapıya. Gülün dikeni de olurmuş elbet, safi güzellikten oluşamazmış hiçbir kale...

Bu savaş ne kadar sürer, galibi kim olur muamma, lakin Egonyalıların bazıları bu kalelerden yayılan gül kokusuyla büyülenerek terk edermiş Egonyalılığı... Gülden kalelerin dikeni batar, patlatırmış şişkin egolarını...

Böyle işte... Eklenecek başka ne olabilir bu kalelere?

1 Kasım 2010 Pazartesi

II. Zehra Bebek'e Anne ve Babasına Dair Bir Anlatı ve Nar Taneleri

Hayatınızın akışını değiştirebilir aldığınız kararlar. Bir an düşünmeden "Hadi be," dersiniz. "Tamam ulan, geliyorum," dersiniz bir dostunuzun davetine. Birkaç günlüğüne, bir başka şehre gidersiniz. Ve bütünüyle değişir hayatınızın akışı.

Ona da öyle oldu. Benim kardeşliğim. Kardeşlik dediğim... Seneler önceydi, canı sıkkındı. "Gel," dedim. "Bak biz kuzenlerle on gün burdayız, gel sen de haftasonu. Sana 3-4 saat mesafe." Aniden karar verdi, "Tamam," dedi. Hiçbirimiz bilmiyorduk sonrasının böyle gelişeceğini. Bir planımız bir yol haritamız yoktu.

Geleceği gün diğer kuzenleri gün boyunca süren gezimizin ardından eve gönderip üç kuzen otogarda aldık soluğu. Beklemeye başladık gelişini. Otobüsü gelmişti. Beni arıyordu. Telefonumun sapıttığı dönemler. Kilitlenmiş. Açılmıyor. Bir yandan ne tarafta olabilir diye bakınıyoruz, bir yandan telefonla uğraşıyoruz. Sonra yanımdaki iki kuzenimden arkadaşımı daha önce görmüş olanı "Geliyor," dedi ve heyecandan kekeleyerek "Du du du duyguuu," diye iki kolunu açıp koşmaya başladı. Diğer kuzenimle hiç tanışmamışlardı. Emre'yle Duygu hasret giderdikten sonra bir de ben sarıldım. Sonra geri çekildim, diğer kuzenim ile tanıştıracağım. Karşı karşıya kaldılar...

Ama o an nasıl anlatılır ki? Bugünden geriye dönüp o anı hatırladığımda bir film karesi gibi geliyor her şey. Sadece filmlerde olur sandığınız bir şey çünkü. Karşılıklı kilitlenip kaldılar. Birkaç saniye... Ama o birkaç saniye öyle büyülü ki... Öyle ağır akıyor ki zaman. Sanki fonda insanın yüreğindeki bütün duyguları ayaklandıran duygusallıkta bir müzik çalıyor... Sanki benim gözüm kamera olmuş... Etraflarında dönüyor, dönüyor, daha hızlı dönüyor, daha hızlı... Müzik hızlanıyor, doruğa ulaşıyor... Sonra birden yukarı çıkıyor gözümdeki kamera döne döne, yukarıdan görüyor onları... Ağır ağır dönerek... Müzik mahvediyor insanı... O aslında olmayan, sadece yürekte çalan müzik... Sanki bir duygu değil, somut bir madde gibi karşımızda o "ilk görüşte aşk" dedikleri şey... Öyle bir elektrik... Yıldızlar, kalpler filan uçuşuyor etraflarında... Vallahi de uçuşuyor, gözümle gördüm. Çekingence, hafif kekeleyerek, durarak, sersemleyerek tanıştılar o birkaç saniye geçince.

Ve ben birkaç dakika önce öğrendim ki, ana rahmine düştüğünden beri acaba bana hala mı demeli yoksa teyze mi diye tartıştığımız yeğenim ilk sesini vermiş dünyaya.... "Ses veriyorum... Inn-gaaa"

Bu ne tuhaf bir duygudur. Bu nasıl belirsiz bir şeydir. Dünyanın en şahane boşluğu belki... İçimde yuhaf bir boşluk, yüzümde garip bir tebessüm, gözlerimde akmaya hazır birer damla... Sanki tohumunun toprağa değdiği anı gördüğünüz bir ağacın meyvesini almak gibi elinize... Kardeşliğim ile kuzenimin aşklarının meyvesi... Zehra... Aileye bir yıl içinde katılan ikinci Zehra... II.Zehra Sultan...

Zehra'cık, çift yönlü, çifte kavrulmuş yeğenim benim... Sen ki madem bir meyvesin, nar ol "ha-te"sinin canı. (Hate: hala ile teyze karışımı bir şey. Uzlaşma formülümüz.) Nar ol Zehra bebek... Sen "Nar" ol... Yüreğinden binlerce güzellik saçılsın her seferinde. Narın taneleri ellerimize bulaşır ya, öyle bulaştır sen yüreğindeki güzellikleri... Bir narın içindeki taneler kadar uzun olsun ömrün.... Sen bir nardan saçılan taneler gibi gülücükler saç etrafına. Yok, tanışma kötülüklerle. Sen... Zehra'cık... Nar ol e mi?

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...