8 Ağustos 2011 Pazartesi

Leyla ile Mecnun'un Kokusu

Gerçeğin ne olduğu yahut neyin gerçek olduğu konusunda söylenmiş sürüyle söz, yazılmış tonlarca cümle vardır. Eyvallah. Hiçbirinin üstüne söz söylemek haddim değil. Sadece bazen, özellikle rüyalarımdan sonra düşünüyorum da, hani yaşanan her şey bir rüyadan ibaret olsa da o yaşananlar karşısında hissettiklerim gerçek değil mi neticede? Neden bu kadar ısrarcıyız o zaman rüyaların gerçek olmadığı konusunda?

Leyla ile Mecnun'un sezon açılışını izlerken de benzer şeyler düşündüm aslında. Öyle şahane bir tebessüm ki içime yerleşen, attırdığı kahkahaları döver. Kısa da olsa bir aradan sonra karşımda görünce, o özlediklerime sarılma hissini sahiden yaşamak var mesela. Nasıl gerçek olmaz ki bu?

Hani ilkokuldan beri öğretilir ya beş duyu organıyla algıladıklarımız somuttur/gerçektir filan diye... İşte o beş duyu içinde bir sıralama yaptığımda, kokular hep üstün geliyor. Sonuçta grip olduğumuzda koku almadığımızdan yediğimiz yemeğin bile tadını alamıyoruz. İşte Leyla ile Mecnun bende o kadar gerçek ki, kokular kahve reklamlarındaki gibi vals yapıyor burun deliklerimde. Tırnaklı pidenin, yanık patlıcanın, gemi ambarındaki havasızlığın kokusunu oradaymış gibi duyuyorum. Öyle ki Mecnun'la İsmail Abi'nin sahil sahnelerini izlerken bir yandan da derin derin denizin kokusunu içime çekiyorum.

Bir insanı güldürebilirsiniz. Bir insanı ağlatabilirsiniz. "Tüh tüh, yazık oldu çocuğa," dedirtebilirsiniz. Heyecandan koltukta sıçratıp "Kaç orda kaç ordan! Arkanda!" diye bile bağırtabilirsiniz. Ama her sahnenin kokusunu aldırmak, sanki ruhunuz iki yana çekiliyormuş gibi kocaman bir tebessümle bırakmak ayrı.

Bölüm sonunda Mecnun'un rüyasından taşan o mikro-hıdıbıdı gibi, her bölümden sonra yüreğimin kumbarasına bir koca tebessüm daha bırakıyor Leyla ile Mecnun. İşte tam da bu yüzden öyle hoş geldi, öyle sefalar getirdi ki... Gönlümüz neşelendi...

4 yorum:

ilnevyA dedi ki...

Diziyi sürekli izleyesim geliyor. Sürekli o dizinin içinde yaşama isteğiyle paralel bir istek bu sanırım.

Gülsah dedi ki...

leyla ile mecnun'un tadı bambaşka.. kireçburnunda yaşayan,erdal bakkaldan sabahları ekmek alan, en hüzünlü anı gülümsemeye çeviren, içimizi şenlendiren, bunları bize içtenliğiyle yaşatan bir hikaye oldu bu..

hülya dedi ki...

ilnevyA şahane söyledin. ''o dizinin içinde yaşama isteği''. benim de tam olarak hissettiğim bu.

Avare Alim dedi ki...

yasasın bu ruh halinde yalnız değilmişim aynen leyla ile mecnun izlerken diziyle bir bütün olup gidiyorum İsmail Abiyle konuşuyom bazen Erdal Bakkal ın önüne gidip banada çay diye bağırıyom sonra İstanbul sokaklarında bnde sevgilimin arkasından koşturuyom öle yani olaylar olaylar ta dizi bitesiye kadar ya...super

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...