Leyla ile Mecnun - Bal Gibi Olur

Leyla ile Mecnun'da yaşanan "Olaylar olaylar" dan sonra hikâyenin gelişimine dair çıkan bir dolu haber üzerine verilen izleyici tepkilerini şaşkınlığa benzer bir duyguyla izliyorum. Haberler beni hiç ilgilendirmiyor. Hikâyenin nasıl gelişeceğini merak ediyorum elbet. Lakin onlarca bölümdür büyük bir keyifle izlediğim bir senaryo var ortada. Ve o onlarca bölümün tek tek her birinde beni şaşırtıp ters köşeye yatırmayı başarmış bir senaryoya dair "şöyle olursa bozulur, böyle olursa biter, şunu yaparsa saçmalar" diyecek kadar cüretkâr değilim. Bekleyip görmekten yanayım.

Birkaç gündür de Leyla karakterinin senaryoda öldürüleceği ve Mecnun'un diziye yeni dahil olan karakterlerden biriyle yakınlaşacağına dair etrafta dolaşan haberler takıldığım forum sitesini resmen birbirine kattı. Ben yine de bekleyip görmekten yanayım. Haber doğru olsa bile bence mühim olan anlatımın ikna ediciliği... Dün bir arkadaş bu konuda ne düşündüğümü sordu. Ona verdiğim cevabı derleyip toplayıp eklemek için geldim ve sanırım gereksiz uzunlukta bir açıklama yaptım:)

**

Leyla ile Mecnun'u sevmem absürt olmasından kaynaklanmıyor. Leyla ile Mecnun'u bu kadar seviyorsam, görüp görebileceğim en absürt olayların yaşandığı bir mahallede geçmesine rağmen, absürt olmayan ve hayatın gerçeklerini anlattığını iddia eden tüm o dizilerin hepsinden daha "gerçek" daha "hayattan" olmasındandır. Hayat gibi ya.. Baya baya hayat gibi...Diyaloglar, davranışlar, bakkallar, işsizler, taksiler, aşklar, minibüsler, arabeskler ve mahalle kültürünün sallama çaya her fırsatta çakışı.... Ne de olsa mahalle demek ocağın bir gözünde illa ki çaydanlık bulunan evler demek. Hayat gibi olmasının yanı sıra hayatın röntgeni bir yandan da... İçini gösteriyor. Hani insanların hayatta hep içinden geçirdikleri ama (en azından dizilerde) hiçbir zaman dile getiremedikleri şeyleri. Mesela 10. bölümde İskender'in eski sevgilisiyle yaptığı son konuşmanın ardından arabaya binip "O son lafı iyi koydum ama ha" demesi gibi...


Dolayısıyla bu kadar hayata benzeyen bir absürt komedinin içinde Leyla'nın ölmüş olması, Mecnun'un bir başkasına meyledecek olması bence çok keskin tepkiler gösterilecek bir şey değil. Bence işte ama sadece... Eyvallah, tüm bunlara gerek kalmasaydı, olmasaydı iyiydi. Ama hayatta yok mu ölüm? Hayatta birbirini deli gibi seven insanları ayırmıyor mu hiç? Sevdiği ölenlerin hiçbiri başkasına meyletmiyor mu bir daha? Yakın çevremde bile örnekleri var, çok uzağa gitmeye lüzum yok. Bu cümleyi Leyla ile Mecnun'da yaşayan bir karakter olarak kursam herkesten bir "Iyyy" alır, hatta belki mekandan itelenerek kovulurum ama "Hayat devam ediyor..." Neticede Fuzuli'nin Leyla vü Mecnun'u değil bu. Ki orada bile anlatılan Mecnun'un sevme biçimidir esasında, aşkın ilişki formu değil. "Mecnun'a dönmek" deyimini kullandığımız herkes Leyla'ya âşık değil ya... Çıkış noktasıyla varış noktası aynı çizgide olmayabilir bazen. Ama vardığımız noktanın daha güzel olmayacağını nereden biliyoruz? Oraya varmadan bilemeyiz.

Yorumlar

elef ∞ dedi ki…
Diline, kalemine, düşüncelerine sağlık.
Ayşegül dedi ki…
tebrik ediyorum.
çok ii demişsiniz. daha ii demelerinize rastlama umuduyla.. parmaklara, klavyeye, göze, dize, zihne fikre yüreğe sağlık..:)
Luna dedi ki…
Biliyor musunuz ki, o dizide kelimelerin içine sığmayacak, kelimelere sığdırmaya çalışsak da coşup taşacak bir şeyler var!

Hayat gibi işte, demeye çalıştığın gibi... Diyemeyiz ki zaten bizler, demeye çalışırız ancak.

Yazan, oynayan, üreten beyinlere sağlık! Aynaya bakıp, hayatı gördüğümüz bir dizi bu! Ki daha önce kimse bize hayatı bu kadar yalın/taze/eğlenceli/hüzünlü anlatmamıştı.

Luna.
ena dedi ki…
Hani 23. bölümde Mecnun'un beyninde gezintiye çıkmışlardı ya, vallahi ben bu karakterleri üreten beyinlerde hapis kalıp çıkamamaya razıyım:)) Hayat gibi... Ne güzel ve ne tuhaf bir kelime... Hayatın gibisi mi olur aslında? Gibileriyle yetinmek zorunda kalıyoruz, "gibi" dedikleri aslından uzaklaştıkça...