Merak Ettiğim İnsanlar

Hayatımdan gelip geçen insanlar var. Öyle hayatımı değiştirmiş, büyük olaylara sebep olmuş insanlar değil. Ama hep aklımın bir köşesindeler ve ön plana çıktıkları her an yüzümde bir tebessüm beliriyor. Ben galiba insanların hayatlarını değiştiren biri olmaktan ziyade o tatlı tebessümle anılan insanlardan olmak istiyorum. Çünkü her daim hazır tatlı bir tebessüm aslında bir değişim sürekliliğidir.

Mesela tek ders yüzünden yarım dönem uzayan okulumdan arta kalan zamanları değerlendirmek ve tabii ki kendi evime çıkabilmek için bir kitapçıda çalışmaya başladığımda, işin daha başındayken tanıştığım bir müşteri vardı. Epeyce yaşlı, güçlükle yürüyen, daima kravatı ve kasketiyle gelen ak saçlı ak bıyıklı bir amca. Genellikle Almanca sözlük baskılarıyla ilgilenir, İngilizce basılmış biyografileri de sıkı takip ederdi. Mağazaya geldiğinde genellikle ben ilgilenirdim. Bir süre sonra zaten başka arkadaşlar yanına gitse de beni sorardı. Kasadaki arkadaş kapıdan onun girdiğini görünce hemen bana seslenirdi. Çok hoşsohbet, acayip tatlı bir insandı. O zamanlar farkında değildim fakat şimdi, tam da şu satırları yazarken sanki biraz da rahmetli dedeme benziyormuş gibi hatırladım yüzünü. Ümit Bey'in soyadını kasiyer arkadaşa tekrar tekrar sormuş olmama rağmen hiç aklımda tutamadım. Şu an da hatırlayamıyorum. Bir sene boyunca haftada bir defa muhakkak uğrardı. Bir süre sonra gelmemeye başladı. İşte Ümit Bey'in akıbetini çok merak ediyorum mesela. Keşke biraz daha sohbet etme, onun bilgeliğinden biraz daha faydalanma imkânı bulabilseydim. Gelmeyişinin nedenlerini düşününce aklıma hep istenmeyen olasılıklar geliyor.

Sonra üniversitede okuduğum sıralarda oturduğum mahallenin tam köşesinde bir kuruyemişçi dükkanı vardı. Abur cuburumu genellikle oradan tedarik ederdim. Zaman zaman adını şu an hatırlayamadığım genç bir çocuk, zaman zamansa adını hiç öğrenemediğim (öğrenmek için çaba da harcamadım aslında, kuruyemişçi amcaydı o) bir amca duruyordu. En fazla 60larındadır. Çok değişik bir amcaydı. Değişik derken bir kıyaslama olarak tabii. Bir kuruyemişçi amca düşünün ki, ayın ilk günlerinde tutan abur cubur kriziyle dükkana dalıp bir poşet dolusu çikolata, bisküvi, cips filan alan birine "Evladım sen onların hepsini yiyemeyeceksin zaten? Ne o öyle her şeyden almışsın? Öğrencisin sen. Ayın da başı. Paran bitmesin sonra ayın ortasında," diyor. Bir kuruyemişçi amca düşünün ki, o öğrenciyi aldıklarından bir kısmını geri bırakmaya ikna edemeyince, ödemeyi alırken hem indirim yapıp hem  de "Bak parasız filan kalırsan kasa burada, gel iste," diyor. Bir de hani insana sevildiğini hissettiren sıcacık, şefkatli bakışlar, tebessümler vardır ya, ne zaman içeri girsem o amcanın gözünde o bakışları, yüzünde o tatlı tebessümü bulmak o kadar huzur vericiydi ki... Sonra yukarıda anlattığım dayımın evinden ayrılıp kendi evime çıkma olayı yaşandı. Taşındıktan bir yıl sonra dayımı ziyarete gittiğimde amcanın oğlu dükkandaydı. O ziyaretten bir yıl sonraysa bir tesadüfler silsilesi eseri mahalleme geri döndüm, fakat dükkan el değiştirmişti. Yeni sahiplerine sordum, onlar da bilmiyormuş. Sonra onlar da devretti zaten... O kuruyemişçi amca şimdi ne yapıyor, kimlerin hayatında tatlı anılar bırakıyor bilmiyorum fakat yeniden karşılaşmayı çok isterim.

Hani bayram geliyor ya, Ümit Bey'in de, kuruyemişçi amcamın da ellerinden öpüyorum. Onları ve onlar gibi birkaç tatlı tebessüm insanını daha tanımış olmak, yüreğime kurulan bayram panayırları gibi... İyi ki gelip geçtiniz hayatımdan... Geçmeseydiniz iyiydi ama her şeyde vardır bir hayır.

Yorumlar

melike dedi ki…
''Ben galiba insanların hayatlarını değiştiren biri olmaktan ziyade o tatlı tebessümle anılan insanlardan olmak istiyorum. Çünkü her daim hazır tatlı bir tebessüm aslında bir değişim sürekliliğidir.''

Okuduğum satırlar yüzümde tebessüme dönüyor ve sonradan hatırladığımda ;yüreğimi ve yüzümü okşayıp geçiyor yazdıkların biliyor musun ?
Eline hiç dokunmadığım ve sesimi hiç duyurmadığım halde senin hayatımdaki yerin kuruyemişçi amcayla ,kitapçıdaki amcadan çook daha özel :)) Bu yüzden umuyorum ki sen de bir gün benim için o merak edilenlerden olmazsın ,olmayacaksın inşallah. :)
Luna dedi ki…
Heyecanlıyım nedense...

Biraz önce, İsmail abi ile ilgili yazdığınız yazıyı okudum,blogunuzu nereden ve nasıl bulduğumun asıl hikayesinin ardında o yazı olmalı!

Bu nedenle heyecanlıyım sanırım! Hani sanki, İsmail abi'ye ulaşıp onun omzuna dokunamamış ancak ortak bir ruh haline sahip bir dosta denk gelmiş gibi.

Tanışmadan, dost olur mu bir insan diğerine demeyin lütfen!

Kelimeler bazen eksiktir ya hani, anlattığınız gibi çevirmek zorunda kalırız dilden dile... Ve bazen tanım asla oturmaz yerine hani... Dostluk da biraz öyle değil mi?

Gönül diler ki, zamanla doldurabilelim içini...

Merhabalar,
Ben Luna.
ena dedi ki…
Bugün, saat sanırım akşamın sınırındaydı, saçma sapan inatlara sinirlendim. saçma sapan inatların tezahürü olarak gelişen küçücük bir olay yüzünden... epeyce hem de... Ne ben sakinleştirebildim kendimi, ne de bir başkası... Durup dururken aklıma geliyor, köpürüyorum. Teselli cümleleri, "Aman boşver, bilmiyor musun sanki huyunu"lar zaten ayrı bir sinir stres kaynağı...

Sonra sinirden çalışamaz halde ekrana bakarken yorumunuzun maili düştü. Açıp okudum ve duruldum. İstemeden, birden bire... Az önce deneme babından kendime akşamki olayı hatırlattım, cık, sinirlenmedim.

Öyle oluyor bazen. Hiç beklemediği anlarda, hiç beklemediği şekilde ve hiç tanımadığı birinden duydukları/okudukları tüm ruh durumunu değiştirebiliyor. İnsanın ruhunu usulca okşayan, içinde biriktirdiği ne varsa gözyaşına çevirerek akmasını sağlayan, uysallaştıran sözcükler vardır. Okuduklarım, sözcükleriniz, o ilacın,tam da derdime derman olacak şekilde 50 mglık tabletleri gibiydi. Teşekkür ederim.

Tanışmak nedir ki? Bir an sadece. Ki zaten siz İsmail Abi yazısını okuduğunuzda tanıştınız benimle, ben de yorum mail kutuma düştüğünde... Başka türlü olması gerektiğine bizi inandıran ne?

İçini doldurmak dileğinizi paylaşma arzusuyla...

Memnun oldum,
Ben de ena.
Luna dedi ki…
Sabah erken uyanmaya söz vermiş, -ders çalışabilmek pahasına-, ancak ne regl ağrıları ne de ruh hali buna el vermemiş ve uyanmak için saat 12yi zorlamış bir Luna olarak yazıyorum size...

Cevabınız, yorumuma o kadar yakışmış ki... Onları izlemek zorunda kaldım bir süre uzaktan!

Dediğiniz gibi, tanışmak nedir ki? Biz yıllardır birbirini tanıyan, ancak kibarlıktan ödün vermeyip hala kelimelerin sonlarına 2. çoğul kişi ekini eklemekten zevk alan insanlar olmalıyız.

Sizli / Bizli konuşurken, dilbilimin açıklayamayacağı kadar samimi ve yakın olmayı başarabilen, iki uzak / yakın - tanıdık / yabancı insanız şimdi.

Kelimelerimizin oyunu hiç bitmesin.

Hoş buldum, Ena.
Çok hoş.
Ludmilla dedi ki…
Ben sizi gördüm ama hala tebessümle anıyorum Elif Hanım. :))

Bu ara Caymaz okuyorum, öncesinde de Bıçakçı okuyordum. Her yüreğime batan sözcükte, yazarların her naifleştiğini hissettiğimde zihnime senin hikayelerinden cümlecikler üşüşüyor. Kuruyemişçi Amca ve Ümit Bey'le ayrılık hikayenize üzüldüğüm kadar BEH forumunda seni tanıma fırsatını kaçırmadığım için sevindim.

Selamlar olsun!
ena dedi ki…
Pek sevgili aybalam Ludmilla, aynı tebessümün bendeki mevcudiyeti, aklıma bir bestenin ikiye bölünüp parçalarının iki ayrı insana verilişini hatırlatmıyor değil.

Beni güzel insanlarla kıyaslayarak gaza getirme çabanı anlamıyor değilim. Ama işe yarıyor lan, yazasım geliyor seni görünce:))

BEH'in bana olan en güzel katkısıdır seni tanımak. Senden bir tane daha tanıyacağımı bilsem o berbat olmuş hallerini de izlerdim inan:))

salı günü beş saat aynı şehirde bulunacağız ama ben hapis olacağım aktarma yolcu salonunda:))

Görüşmek dileğiyle yeniden, ve o karşılıklı koltuklara serilip kahve eşliğinde kitap okuma hayalini gerçekleştireceğiz bi gün:))