26 Mayıs 2011 Perşembe

Yazmak da Göz Göze Gelmektir Bir Nevi

Aşağıya ekleyeceğim satırlar, bir kalemin yazıp yazmadığını denerken kâğıda yansıyanlardır:


****

Deneme maksatlı yazılmakta olan bu yazı bilmem ki imha eder mi kendi kendini. Zamana bırakıp beklemeli. Bu pek tarafsız bir deney olmaz aslında. Zira zaman her şeyi imha eder nihayetinde.

Yıllar sonra yine saman kâğıda kalemle yazmak enteresan bir duygu. Eski odamda olmak o tuhaflığı başını okşayarak uysallaştırıyor. Kahve yerine çay var yanımda. Odayı dolduran müzik eksik. Manzara da eskisi gibi değil. Eskiden odamın penceresinden uzun bir karanlık görülürdü. Tepesinde yıldızlardan avizeler... Dolunay, o karpuz avizelere benzerdi. Karanlık biraz ileride koyulaşırdı. Gündüzleri mezarları örten o koca ağaçlar, geceleri karanlığı beslerdi. Hemen arkasında ise yeniden ışıklar parlamaya başlardı. İstanbul'a uzanan E-5 karayolunun aydınlatmaları... O vakitler ne zaman o manzaraya baksam, her karanlığın ardı ışık der, manzaraya yüklediğim bu anlamla keyiflenirdim.

Şimdi pencereden başımı uzattığımda burnumun dibinde bir apartman. Zaman zaman bir kedi ya da bir insanla göz göze geliyorum. Halbuki sevmem ben göz göze gelmeyi. Oradan sanki içime akıverecekmiş gibi gelir karşımdaki.

Çayım bitti, yeni aldığım kağıtta evde bulduğum kalemi denemem de başarılı sonuç verdi. Kaçar gibi gidiyorum evet, çünkü yazmak da aslında göz göze gelmek bir nevi. Ruhunuza gözünüzden sızamayanlar, harflerinize tutunarak sızabilirler istedikleri gibi.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Bazuka / Murat Uyurkulak

Son zamanlarda öyle yaşayıp gidiyor idim. Yetiştirmek zorunda olduğum iş ile ilgileniyor, kalan zamanımı da yemek yemek, TV izlemek ve uyumak için kullanıyor, uyumadan önce de birkaç sayfa bir şey okumayı, bunca yıldır besleyip büyüttüğüm benliğime bir borç bildiğimden, ihmal etmemeye gayret ediyor idim.

Borç öder gibi okumak olmaz, bunu biliyordum, bir kez daha gördüm. Taksit taksit taksit taksit.... Belki bir ömür sürdü elimdeki kitabın bitmesi. Ama itiraf etmeliyim ki sonlara doğru, okumak için sabırsızlandığım bir kitabı almış olmak beni şevklendirdi. "Bir an önce şu borcu bitireyim de kazancımı kafama göre harcayayım," düşüncesiyle hızla arayı kapadım ve keyifle oturup başladım Bazuka'yı okumaya.

Murat Uyurkulak'ın daha önce çeşitli yerlerde yayımlanmış olan öykülerini topladığı incecik bir kitap Bazuka. Hayat ne tuhaf, hızla bitirmek istediğiniz kitapları taksit taksit okuyup, bitmesin diye zihninizde ağır ağır çiğneyerek okumaya çalıştığınız kitapları hemencecik bitirivermek, İzafiyet anlatısındaki sobanın üzerinde oturmak ve güzel bir kadın ile sohbet etmek örneklerinin yerine konabilecek ağırlıkta. Hem insan sevdiği bir yemeği ne kadar uzun çiğneyebilir ki? Bir şekilde ister istemez yutuveriyorsun cazibesine dayanamayarak. Hem gül en nadide çiçek kabul edilir ve ömrünün kısalığından dem vurulur hep. Adaletsizlik bu. Ama bitti işte. Uzun uzun anlatmaya lüzum yok aslında, alın, okuyun... Şahane! Birkaç alıntı ile vitrini tamamlayalım o halde.

"Aşk değil midir nihai ismimizi koyup bizi kendimize hamile bırakan, kendi kendimizi doğurmamızı sağlayan ve ortaya çıkan bebeği önce mucize sonra hilkat garibi, veya tam tersi kılan?"  (sf.30)

"İnsan çocukken büyük bir saadet ülkesinde yaşıyor. Sağa sola şuursuzca koşturup neşeyle kişniyor. Sonra büyüyor, büyüdükçe salaklaşıyor, salaklaştıkça unutuyor o mesut diyarı, bir nevi ölüyor. (...) Yetişkinler zombilere benziyor."  (sf.75)

"Yaşlıların yetişkinliğin arafını unutmasına bunaklık diyorlar, çok yanlış, onlar unuttukça hatırlıyor." (sf.75)

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...