İsmail Abi İdeal İnsan mı?


Geçenlerde Serkan Keskin ve Zeynep Çamcı Beyaz Show'a katıldığında İsmail Abi karakteriyle ilgili "ideal insan" türünden bir şeyler geçmişti. İnanır mısınız, küfür gibi gelmişti o söz kulağıma. İsmail Abi hiç ideal adam olur muymuş? Aklınız mantığınız kesiyor mu bunu? Ekranlarda çizilen "ideal insan" tipi bu kadar plastikken İsmail Abi'ye "ideal" damgasını yapıştırmak fecaatle üzer beni... Hayır, ideal insan filan değil o. İsmail Abi! Bizim İsmail Abi işte!

"İdeal" denen nedir? Mükemmeldir. Hiç hata yapmaz, hiç yanlışa sapmaz, kimi zaman kendi isteklerine karşı mücadele verir ama illa ki doğru olanı yapar. İdeal olan güçlüdür, serttir, acı çekmez. Dosdoğrudur işte. Geometrik bir şekil kadar belirlidir köşeleri... İsmail Abi öyle değil ki!

Gerçek karakter mi peki? O da değil bence. Ne bileyim, televize edilen öykülerde (terim kattım Türkçe'ye sanırsam)  genellikle iki tip karakter var diyebiliriz. Gerçek karakterler vs ideal karakterler. (iyi çizilmiş karakterleri ele alıyorum, karikatürler bu sınıflandırmaya dahil değildir). İsmail Abi'yi düşündüğümdeyse bu sınıflandırma çok komik, çok mantıksız, çok gereksiz geliyor bana. Hem iki sınıfa da dahil olan hem de ikisiyle de zerre benzerlik taşımayan bir karakter İsmail Abi. Türk tarihinde ortaya çıkarılmış en muazzam karakter o benim nazarımda...

İsmail Abi ideal karakter olsaydı, asla ve kat'a bu kadar sevilmezdi. O aslında insana dayatılan "idealliğe" bir karşı çıkış belki de. Ama karşı çıkış olsun diye değil, doğuştan öyle... 17. bölümde misal, Şekerpare'nin gidişinden sonraki acı acemisi halleri... Acının hep acemisi değil miyiz zaten? Hani diyor ya Sezen, "Ne zaman canın yansa bu kadar derinden, sanırsın mümkün değil bir daha üzülmen. Ne inat, ne gözü kara, ne dayanıklı yürek. Acıyor aynı yerden her şeye rağmen..." İşte İsmail Abi'nin o acıyı yaşama biçimi, nasıl anlatılır, öylesine güzeldi ki. Biz kalıp acı gösterilerine alışkın seyircileriz. Aşk acısı çekerken belirli kalıplar vardır, bedenine uyanı alır, kullanırsın. Ama 17. bölümde öylesine ters köşe yaptı ki bizi İsmail Abi acıdan kasılmış bir bedenle değil, acıdan ermiş bir yürek ve yüreğinin aktığı gözlerle karşımıza çıktığında... Asla ve kat'a ideal olamaz o yüzden. Çünkü çok gerçek acı çekiyor. Çünkü "Ancak bu acıları yaşarsan güçlü olursun," dediğinde dede, "Ama ben güçlü olmak istemiyorum ki!" diyor. Güç ki hani sarmaşıklar tırmansın da yükselsin diye bahçenin ortasına dikilmiş boş beleş bir kazık.... Hani sarmaşık ona tutunmayı reddetse, tüm çirkinliği gözlerimizin önüne serilecek. İsmail Abi soğuk bir demir kazığa tutunup yükselmektense toprakla hemhal olmayı seçiyor. Hani hepimizin yapmak istediği belki... Ama bizden hep güçlü olmamız beklendiği için yapamadığımız, çekemediğimiz, içimize attığımız, üstüne bastığımız acılarımızı da çekiyor İsmail Abi orada. Belki de en çok bu yüzden vuruyor bizi. Onun kadar ideal değil, onun kadar gerçek olmak istiyoruz.

Sonra 41. bölümü hatırlıyorum misal. Hani Yavuz'u kurtarmak için suç işleyip hapse girmek niyetiyle çıktıkları yolda herkes gibi İsmail Abi de unutuyor bir süre Yavuz'u... Yani ki hatalar yapıyor o da. O da yanılıyor. "Beşer, şaşıyor." Ama onu diğerlerinden ayıran hatasızlığı değil zaten. Hatasını anladığı an, hani dede gelip herkese ayar verip amaçlarını hatırlattıktan sonra düştüğü haller. Yüzünde beliren utanç... Hani başını hafif yan çevirişi ve usulca ısırışı dudaklarını... Mühim olan hatasızlık değil çünkü, mühim olan o hataları da başarıların kadar kabullenip taşıyabilmek.

50. bölümdeki İsmail Abi-monitördeki İsmailler hesaplaşması da 41. bölümdeki o küçük sahneye büyüteç tutulmasıydı nazarımda. Kendini işine kaptıran ve kurallarla, araçların sınırlarıyla çevrelenince gönül gözüne at gözlüklerini geçirmiş olan İsmail Abi'nin yanlış yaptığını fark etmesi üzerine vicdanıyla girdiği hesaplaşma... İsmail Abi bu yüzden güzel işte... Hata yapmadığı,mükemmel olduğu, ideal olduğu için değil, vicdanını her daim ulaşılabilecek yerlerinde taşıdığı, yangında ilk kurtarılacaklar dolabında sakladığı, saklamakla kalmayıp kullandığı için...

Ya da evet, İsmail Abi ideal insan... Ama ideal insan bizim sandığımız şey değil...

Yorumlar

vitokarleone dedi ki…
diziyi hiç izlemedim. birisi size ismail abiye benziyosun dese ne düşünürdünüz.
ena dedi ki…
Geçen gün şöyle yazmıştım: "‎23 Nisan'da İsmail Abi'nin yerine otursun içimdeki çocuk. Onun umudunu giysin mesela. Onun sevgisini aktarıversin yüreğine... Onun gibi dünyayı kucaklasın bakışları... Gözlerinden eller uzanıyor İsmail Abi'nin... Dünyayı kucaklıyor çünkü... Öyle belediye başkanlığı, başbakanlık koltuğu filan istemezük... Hep birlikte İsmail Abi'nin yerine geçmesek mi? O biliyor mutlu olmayı... Biz de oluruz belki.."
Ona benzemek mümkün değil pek aslında. Ama benzediğimi söylese biri, utanırdım bu güzel iltifat karşısında ve "keşke olabilsem" derdim...

Peki diziyi hiç izlemediğiniz halde sizde bu merakı oluşturan nedir?