1 Kasım 2012 Perşembe

Yazıyı Zor Yazdım Bir de Başlık mı Bulacağım?

Günlerdir bu yazıya nasıl başlasam diye düşünüyorum. Sonunda günlerdir bu yazıya nasıl başlasam diye düşündüğümü söyleyerek başlamaya karar verdim. Nasıl devam ederim, onu da bilmiyorum. ama sen de çok duyacaksın, belki tecrübe de edeceksin, bir şekilde başlayınca geliyor gerisi.

Sen geldiğinde İstanbul en güzel zamanında olacak. Erguvan dolacak her yer. Güneş ışıkları o mevsimde bir başka aydınlatır İstanbul'u. Hani sanki çok zamandır gizli kalmış bir umudu, neşeyi, yaşam sevincini ortaya çıkaran özel bir ışık gibi. İnsanlar yaşamı yeniden sevmeye başlar. Bir ağırlık kalkar üzerlerinden.

Benim payıma kısmetse biraz daha fazla sevinç düşecek diğerlerinden. İçim daha fazla ısınacak. Daha içten
 daha da içten, en içten olacak tebessümlerim. O kadar içten güleceğim ki, öyle derine saplanacak ki o tebessüm kazması, belki yeraltındaki sulara değecek, ağlayacağım da. Sen ağlayınca, ben de ağlayacağım. İlk kez ağladığında... Tutamam ki kendimi... Şimdi bile göremiyorum ekranı buğudan, hani bir imla hatası ettiysek, affola.

Annenle babanın hakkını yemek istemem, ama şu hayatta alıp alabileceğim en güzel hediyeyi o mevsimde, sen vereceksin bana. Sen, hala yapacaksın beni. Ki çocukluk hayalimdi.

Anneliğin kutsallığıyla ilgili çok şey duyacaksın yaşadıkça. Hepsi de doğrudur. Lakin, başkaları ne der, ne düşünür bilmesem de, halalık da kutsaldır benim için. Çocukluğumda halam vardı benim. Bir de halamın özlemi... İlk ona anne demişim, oradan pay biç, nasıl değerli benim için. Ben onu o kadar sevdim ki canım yeğenim, akrabalık bağlarını filan öğrenip de büyüdüğümde hala olacağımı öğrendiğimde tarifsiz bir sevinç kaplamıştı içimi. Halalar çok sevilirdi çünkü. Halalar hep beklenirdi. Gelmediklerinde bile kızılmazdı onlara. Benim halamı sevdiğim kadar sever misin beni bilmiyorum, ama halalık öyle sevilmekti ya zihnimde, çok sevinmiştim. Ama yine de sen o kadar sevme beni. Gerçi ben elimden geldiğince hep yanında olacağım senin ya, o kadar sevince çok ağır oluyor beklemek. Sen o kadar üzülme beklerken. Ama öyle hiç sevmemezlik de etme ha! :)

Babanın bu hayatta bana kazandırdığı üç şeyi hep hatırlayacağım: sarı rotring, annen ve sen.

Halana çekip de çayı seversen, sana şahane çaylar demlerim. Tabii önce senin dolaptaki muzlu sütlerini filan aşıracağım ben. Çay sonra. Masal da öğreneceğim, söz. Ben sevdiği şeylere takılıp kalan bir insanım halacım. O yüzden hep aynı masalı anlattırırdım anneanneme. Yavrusuna "bi kulaginda etçaz, bir kulaginda sütçaaz" getiren anne koyunun masalı. Arada onu da anlatırsam seversin di mi?

Ben beş yaşına girerken babanla ve dedenle bir dükkana gitmiştik, deden bir ayı almıştı bana. Babanın çılgın çağlarından kurtarabildiğim tek oyuncağım o. Seni bekliyordu çünkü... Tontirik artık senin olsun, tamam mı?

Şimdi sen hani o güzel mevsimde geleceksin ya, senin geleceğini öğrendiğimizden beri bizde o mevsim hüküm sürüyor zaten. Hani böyle pencereden giren eğik güneş ışınlar en kuytulardaki güzellikleri aydınlatır ya, öyle yayıldı içimizde gelişinin ışığı. Bir anlamı olmalı bunun. O mevsimde gelmenin yani. Sen de mevsimine benze e mi? Öyle güzel bak ki dünyaya, insanların göremediği miniminnacık güzellikleri gör. Akşam güneşi gibi ol halacım sen, gönlünün, gözünün değdiği her yer güzelleşsin o şefkatli ışığınla. Öyle güzel bak ki, herkesin değersiz bulduğu şeyler hayran olunası bir hal alsın. Mevsimine benze sen, sana bakınca insanın içinde erguvanlar açsın. Tatlı bir rüzgâr essin başını okşar gibi ruhumuzun. Hani hafif bir ürpertiyle, ne olduğunu anlamadan iyi hissediverelim kendimizi.

3 yorum:

reklamcıinsankişisi dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
reklamcıinsankişisi dedi ki...

kaderi güzel olsun. şimdiden hoşgelmiş :) yazı ayrı güzel zaten, yüreğine sağlık :)

kurşun geçirmez cam dedi ki...

Gerçekten çok beğendim, tebrik ediyorum sizi.

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...