29 Kasım 2012 Perşembe

Sezen'e (h)içlenme...


‎"Ve hüzünden öğrendim sevmeyi," diyorsun. Bize hep öküz ile buzağı arasındaki ilişkiyi öğrettiler be abla. Ne bileyim, hangi hayvan hangisinin neyi oluyor, bizim aile ilişkilerimizde o ilişki neye tekabül ediyor filan... Babanın kız kardeşidir hala dediler de mesela yeri gelir anne dersin ona demediler. Onları bile sevmekten hiç bahsetmediler. Bize hüzünle sevmek arasındaki ilişkiyi öğretmediler abla. Hüzün kötü dediler. "Sevmenin çarlistonu iyi hoş da acılısını boş ver," dediler. Hüzünden sevmeyi öğrenmek... Eğitilmeseydik mümkündü belki. Biz o yüzden hiç sevemedik tam anlamıyla. Şimdilik hüznü seviyorum ben. İyi bir başlangıç sayılır mı bilmiyorum. Sonra, "Yalnızlıktan öğrendim binlerce masalı" diyorsun sen ablam. Bize yalnızlığın hep kötü taraflarını saydılar. Delirtir insanı dediler. Masallar hele... Önce oyalamak için anlatıp sonra "bırak bu masalları" der oldular öfkeyle. Biz de bir zaman tedirgin bakışlarla "Bana masal anlatsana" derken birden gözlerimizi öfkeyle açarak "Bana masal anlatma!" derken bulduk kendimizi. O arada ne oldu bilmiyorum. Eğitildik galiba. Terbiye edildik... Bize hep gerçeklerin öneminden bahsettiler abla. Halbuki ben yalnızca inanmak istiyordum...

1 Kasım 2012 Perşembe

Yazıyı Zor Yazdım Bir de Başlık mı Bulacağım?

Günlerdir bu yazıya nasıl başlasam diye düşünüyorum. Sonunda günlerdir bu yazıya nasıl başlasam diye düşündüğümü söyleyerek başlamaya karar verdim. Nasıl devam ederim, onu da bilmiyorum. ama sen de çok duyacaksın, belki tecrübe de edeceksin, bir şekilde başlayınca geliyor gerisi.

Sen geldiğinde İstanbul en güzel zamanında olacak. Erguvan dolacak her yer. Güneş ışıkları o mevsimde bir başka aydınlatır İstanbul'u. Hani sanki çok zamandır gizli kalmış bir umudu, neşeyi, yaşam sevincini ortaya çıkaran özel bir ışık gibi. İnsanlar yaşamı yeniden sevmeye başlar. Bir ağırlık kalkar üzerlerinden.

Benim payıma kısmetse biraz daha fazla sevinç düşecek diğerlerinden. İçim daha fazla ısınacak. Daha içten
 daha da içten, en içten olacak tebessümlerim. O kadar içten güleceğim ki, öyle derine saplanacak ki o tebessüm kazması, belki yeraltındaki sulara değecek, ağlayacağım da. Sen ağlayınca, ben de ağlayacağım. İlk kez ağladığında... Tutamam ki kendimi... Şimdi bile göremiyorum ekranı buğudan, hani bir imla hatası ettiysek, affola.

Annenle babanın hakkını yemek istemem, ama şu hayatta alıp alabileceğim en güzel hediyeyi o mevsimde, sen vereceksin bana. Sen, hala yapacaksın beni. Ki çocukluk hayalimdi.

Anneliğin kutsallığıyla ilgili çok şey duyacaksın yaşadıkça. Hepsi de doğrudur. Lakin, başkaları ne der, ne düşünür bilmesem de, halalık da kutsaldır benim için. Çocukluğumda halam vardı benim. Bir de halamın özlemi... İlk ona anne demişim, oradan pay biç, nasıl değerli benim için. Ben onu o kadar sevdim ki canım yeğenim, akrabalık bağlarını filan öğrenip de büyüdüğümde hala olacağımı öğrendiğimde tarifsiz bir sevinç kaplamıştı içimi. Halalar çok sevilirdi çünkü. Halalar hep beklenirdi. Gelmediklerinde bile kızılmazdı onlara. Benim halamı sevdiğim kadar sever misin beni bilmiyorum, ama halalık öyle sevilmekti ya zihnimde, çok sevinmiştim. Ama yine de sen o kadar sevme beni. Gerçi ben elimden geldiğince hep yanında olacağım senin ya, o kadar sevince çok ağır oluyor beklemek. Sen o kadar üzülme beklerken. Ama öyle hiç sevmemezlik de etme ha! :)

Babanın bu hayatta bana kazandırdığı üç şeyi hep hatırlayacağım: sarı rotring, annen ve sen.

Halana çekip de çayı seversen, sana şahane çaylar demlerim. Tabii önce senin dolaptaki muzlu sütlerini filan aşıracağım ben. Çay sonra. Masal da öğreneceğim, söz. Ben sevdiği şeylere takılıp kalan bir insanım halacım. O yüzden hep aynı masalı anlattırırdım anneanneme. Yavrusuna "bi kulaginda etçaz, bir kulaginda sütçaaz" getiren anne koyunun masalı. Arada onu da anlatırsam seversin di mi?

Ben beş yaşına girerken babanla ve dedenle bir dükkana gitmiştik, deden bir ayı almıştı bana. Babanın çılgın çağlarından kurtarabildiğim tek oyuncağım o. Seni bekliyordu çünkü... Tontirik artık senin olsun, tamam mı?

Şimdi sen hani o güzel mevsimde geleceksin ya, senin geleceğini öğrendiğimizden beri bizde o mevsim hüküm sürüyor zaten. Hani böyle pencereden giren eğik güneş ışınlar en kuytulardaki güzellikleri aydınlatır ya, öyle yayıldı içimizde gelişinin ışığı. Bir anlamı olmalı bunun. O mevsimde gelmenin yani. Sen de mevsimine benze e mi? Öyle güzel bak ki dünyaya, insanların göremediği miniminnacık güzellikleri gör. Akşam güneşi gibi ol halacım sen, gönlünün, gözünün değdiği her yer güzelleşsin o şefkatli ışığınla. Öyle güzel bak ki, herkesin değersiz bulduğu şeyler hayran olunası bir hal alsın. Mevsimine benze sen, sana bakınca insanın içinde erguvanlar açsın. Tatlı bir rüzgâr essin başını okşar gibi ruhumuzun. Hani hafif bir ürpertiyle, ne olduğunu anlamadan iyi hissediverelim kendimizi.

Okurken Oraya Buraya Yazdıklarım

"Aşk hangi olgunlukta yaşanırsa yaşansın, insan kendi yaşında değil aşkın yaşındadır." Gürsel Korat, Çizgili Sarı Defter,sf.81

"Zaman, zamana yetişemeyen tek şeydir." Gürsel Korat, Çizgili Sarı Defter, sf.79

"Mantığım kahrolsun! Küllenmiş bedenimi, yanan aklımı seviyorum ben." Gürsel Korat, Çizgili Sarı Defter, sf.83

"İnsan kendi yurdunun gezgini olamıyor. Eğer orayı keşfe gelirse, kendini keşfediyor." Gürsel Korat, Çizgili Sarı Defter, sf.11

"Oysa her yazar, isterse gerçeği anlatsın, okuyucuya bir düş sunar; çünkü yazı, okuyanın düşüdür." Gürsel Korat, Çizgili Sarı Defter, sf. 77

"Aşk: Koca bir yalnızlıkla oturmaktır, yalnız. Aşk bir odada saklıdır ve sonra sokağa çıkar" Gürsel Korat, Çizgili Sarı Defter, sf.79

"Öyle kolay kendisi kurtulması söylemesi öyle kolay / kolaylığından sıkılıyorum / kurtulmak elimden gelmiyor." Turgut Uyar'ın bilmem hangi şiirinden...

"Büyümek, yalnız tutunanlara gerekli." Oğuz Atay, Tutunamayanlar sf122

"Sen bize güzel bir masal anlatırsan, dedim ona, ben de senin sayende dünyaya belki yeni bir şeyler söylerim." Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken, Sf.141

"Şehirlerin de yaraları vardır; bunlar da zaman içinde kabuk bağlar." Gürsel Korat, Kalenderiye, sf.81

"Gendimi guççük bebelerinen oynamak isteyib de, niyşin var lan bebelerin içinde,zırık kadar olmuşsun çekil diyin azarlanan tokaç kafalı,gamalak oğlanlar gimi işe yaramaz buluyorudum." Gürsel Korat, Kalenderiye. (sayfasını hatırlamıyorum lakin kitabın önemli bir bölümü bu konuşma diliyle yazılmış. İnsan ister istemez sesli okuyor.)

"Öyle ya, sadece insanlar yola şekil vermez; yollar da insanı eğer, büker, genişletir, başka bir adam yapardı".(Hatırlamıyorum bunu valla.)

"Bence hiçbir çocuk altına kaçırmaktan utanç duymamalı. Ağlamaktan ve korkmaktan da! İnsanlar karıncaları ve birbirlerini öldürmekten utanmalı. Babalar ve anneler çocuklarını sevmemekten, onları terk etmekten utanmalı. Ama bu dünyada öyle değil ki! Zarar veren değil, zarar gören utanıyor." Markar Esayan, Jerusalem sf. 160

"İncecik bir toz gibi yayılır savaş. Onu lanetlerken içine çekersin." Amin Maalouf, Adriana Mater, sf31 

"Kanım, kanımız, onun kanı... Nasıl da aldatıcı bu sözler! Nasıl da kirletiyor insanı bu sözler! Erdemler yakıştırıyoruz kana, eğilimler. Hatta kanılar, sözler: 'Kanım şöyle diyor bana.' 'Kanım şunu emrediyor.' Kanın sana bir şey söylemez Yonas. Ne ses çıkarır, ne bağırır, ne bir şey anımsar. Sana vereceği bir buyruk da yoktur." Amin Maalouf, Adriana Mater, sf. 57

"Benim gibi güzellikten yoksun, çekici yanı olmayan, ne geçmişi, ne amacı olan, işbitircilikle alakası olmayan, parlak hiçbir özelliği olmayan, kısacası hiçin teki olan bir kızın tuzukurular dünyasında boğuşması fikri, daha denemeye kalkmadan beni yormuştu. Tek bir şey istiyordum: beni rahat bıraksınlar, fazla bir şey istemesinler ve gün içerisinde açlığımı giderme izninden yararlanabileceğim birkaç ânım olsun." Kirpinin Zarafeti, sf. 32. 

"Kendini hangi yanılsamayla avutmak istemiş olursa olsun, herkesin son sözü, özü neyse odur daima." Kirpinin Zarafeti, sf. 75

"(...)ben de çayın önemsiz bir içecek olmadığını biliyorum. Bir ritüel halini aldığında, küçük şeylerdeki büyüklüğü görme yeteneğinin merkezini o oluşturur.(...) yani çay ritüeli, hayatlarımızın saçmalığında dingin bir uyum gediği açmak gibi olağanüstü bir erdeme sahiptir." Kirpinin Zarafeti, sf. 76

"Her zaman vakti olanlara saygı duyulmaz," Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken, sf. 43

"Nereyi Seversen orası senin dünyandır." Oscar Wilde, Bütün Masallar Bütün Öyküler, sf.43

"Ama aşkın modası geçti artık, şairler öldürdü aşkı. Aşk hakkında o kadar çok şey yazdılar ki, kimse onlara inanmaz oldu." Oscar Wilde, Bütün Masallar Bütün Öyküler, sf.43

"İşte kader hep böyle muamele eder bizlere, hemen arkamızdadır, iyice sokulmuştur, hatta biz kendi kendimize söylenirken, her şey bitti, hepsi bu kadar, ama kimin umurunda, elini uzatmıştır omzumuza dokunmak için." Jose Saramago, Bilinmeyen Adanın Öyküsü, sf.22

"Eğer kendinden çıkamazsan asla bilemezsin kim olduğunu," Jose Saramago, Bilinmeyen Adanın Öyküsü, sf.34

"Adayı görmek için adayı terk etmen gerekir. Kendimizden kurtulmadığımız sürece kendimizi göremeyiz." Jose Saramago, Bilinmeyen Adanun Öyküsü, sf.35

"Aptal dediğimiz çok defa üstüne hiçbir yazı yazılmamış boş bir kâğıda benzer. Mademki boştur, güzeli bulamamıştır. Fakat mademki yine boştur, çirkinden kurtulmuştur. Aptalın şuuraltı veya şuurüstü kavrayışıyla bulunmuş kimbilir ne erişilmez hakikatler var! Hakiki aptal, o boş kâğıdın üzerine hiçbir şey yazmamış olan değil, saçma sapan, kör topal, yalan yanlış şeyler karalamış ve onlara sımsıkı sarılmış olandır. Yani aptallıktan yola çıkıp akla varmamış ve yarı yolda kalmış idrak cücesi." Necip Fazıl.

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...