20 Ekim 2013 Pazar

Çizili Hayalleri Doldurunuz

Annelerinden, kalan yemekleri değerlendirmeyi öğrenerek büyümüş bir nesildik biz. Belki bu yüzden kırılan hayallerimizi asla atmaz, o kırıkları yapboz olarak değerlendirirdik. Yüreğimizin duvarları, birleştirip çerçevelettiğimiz hayal kırıklıklarımızla doluydu. Hayallerimizi herkes yattıktan sonra ve mutlaka yorganın altında kurardık mesela. Gün ışığı değen hayallerin bozulacağını, dışarı çıkarılırsa mikrop kapacağını sanıyorduk belki. Sadece düğün salonunun pistinde dans eder, yerimize oturduğumuzda annemizden çimdik yememek için yalnızca belirli hareketleri büyük bir ciddiyetle tekrarlardık. Hayallerle dansımız da aynen böyleydi. 
 Hayaller, geleceğin gerçeğine alışma kursları gibiydi ve hepimiz bir örnek hayallerle katılırdık derslere. Tabii arada komşunun oğlunun Almanya’dan getirdiği çikolatalar gibi filmlerden mülhem – ama gerçekleşme ihtimalini kat’a aklımıza getirmediğimiz – hayallerimiz de oluyordu. Hayal sınırlarımızın en ucundaydı ve ne tuhaftır ki o bile bir örnekti. Mahallenin bütün kızları filmlerdeki gibi bir aşk yaşamayı hayal eder, sonunda Rukiye Teyze’nin keşfedip araştırdığı, keşfine güvenini sağlamlaştırdıktan sonra da annelerimize anlatarak reklam faslına geçtiği bir gençle evlenirdi. Küçüklükten başlayan bir sürecin son aşamasıydı Rukiye Teyze. Bütün ortaokul hatıra defterlerinde aynı cümle olurdu çünkü: “Her genç kızın hayali olan beyaz gelinlikler içinde…” 
Ben de büyüklerimin benim için kolay-kurulum reyonlarından alıp bir köşeye sakladıkları hayalleri zamanı geldikçe çıkarıyor, montajını yapıyor ve yüreğimin misafirlere açık odalarının en güzel yerine yerleştiriveriyordum. Aynı yerden alınmış hayallere, kenarına ellerimizle yaptığımız iğne oyalarıyla kendimizi katıyor, böylece onları hemen benimseyebiliyorduk. 
Kursu başarıyla bitirme sertifikası niyetine beyaz gelinliğim içinde evlilik cüzdanını aldığım gün ben de çocuklarım için hayaller biriktirmeye başladım. El işi yaparken hüzünle uzaklara dalma ritüelini gerçekleştirdiğim zamanlarda hep aynı görüntü canlanıyordu zihnimde. Belki de hayatımın akışını değiştirebilecek tek fırsattı ve geldiği gibi birden bire çekip gidişi hayallerimi sergilediğim büfenin en güzel köşesini daimi bir boşluğa mahkûm etmişti. Tabii ben çok sonra fark ettim bunu… 
Hayallerimden de seçimlerimden de hiçbir zaman pişmanlık duymadım. Pişmanlık çoğu zaman bir kıyaslama içerir. Benim kıyaslayabileceğim başka hayaller tanıma şansım olmadı pek. Moralimin bozuk olduğu günlerde kendimi boyama kitaplarıyla avutulan bir çocuk gibi hissediyordum sadece. Evin duvarlarını, sonunda dayak yemek pahasına da olsa gönlünce boyayanlar vardı, bir de boyama kitaplarının çizdiği sınırları dolduranlar. Benim hayatımın özeti buydu işte. Büyükler için boyama kitabı: çizili hayalleri doldurunuz. Onun da kendine has bir kolaylığı, doyuruculuğu vardı ve ben hep o yönünü görmeye çalıştım. Yine de bazen çocuğuma boyama kitabı yerine bembeyaz resim defterleri almayı aklımdan geçirmiyor değilim.

Hiç yorum yok:

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...