26 Haziran 2014 Perşembe

bazı insanları çok severim ben. kendimi bildim bileli böyledir bu. bi anda, ne olduğunu anlamadan severim. hani içime akıverir sevgi birden. ama ne güzel bir his o! normal sevmeyi bilmem ben. makul sevmeyi. makul sevinmeyi de… hatta makul üzülmeyi de. hisler, her zaman mantıktan daha öncelikli oldu benim için. büyü mü yaptılar nedir bilmiyorum. pamuğa karşı da hep bir şefkat beslerim. bir kilo pamuk mu ağırdır bir kilo demir mi sorusuna düşünmeksizin demir cevabını yapıştırmamız gibi mantık ve hisler arasında kurduğumuz denge. neyse, bambaşka bir şey anlatıyordum. bazı insanları diyordum, nedensiz ve coşkuyla severim. onlarla ilgili en ufak bir şey beni dünyanın en mutlu insanı yapabilir. bi gülümsemeleri, günümü aydınlatabilir. seslerini duymak, içimin bütün ağırlığını söküp götürebilir. onlar gülümsesin diye şebeklik yapabilirim. takla atmayı deneyebilirim. ne bileyim elimden gelecek her şeyi yapabilirim. bugüne kadar böyle yaşadım ben. kırıldığım da oldu, üzüldüğüm de… ama hiçbir şey, o coşkulu sevginin getirdiği coşkun mutlulukları silemez ki gönlümden. o mutlulukların başka kimseyle alakası yok artık. onlar benim. ben yaşadım onları ve anıları bile bi ömür yeter. mantığın bana sağlayacağı dengeyi paralara ayırır da öyle gömerim lan! sarkacım ben sarkaç! sıkıcı bir saat tik-tak’ı gibi yaşayamam… yaşasın nehirler! kahrolsun yapay göletler! Yaşasın eğri büğrü dağ yolları! kahrolsun insan yapımı yükseklikler! ( buraya erdal bakkal’ın delilik manifestosu gelecek.)* Sevgili Deliler, Yepyeni bir akım başlatarak klasik “huni” anlayışını değiştiriyoruz. Hunililer olarak tüm delileri birleşmeye çağırıyoruz. Birbiri ile yarışmaktan öteye gidemeyen aklın hükmüne son vericez. Geçmişini yıkan, beton yığınları arasına sıkışıp kalmış olan aklın hükmüne son vericez. Akıllı olanın her şeyi batırdığı, savaşarak, silah tüccarları ve para babalarını zengin eden aklın hükmüne son vericez. Her kesimden insanın şiddete mağruz kaldığı, kimin gücü kime yeterse mantığı ile hareket eden aklın hükmüne son vericez. Üç kuruş kazanmak uğruna tüm ömrünü heba eden, hayatını yaşayamadan bu dünyadan göçüp giden aklın hükmüne son vericez. Akılla kirletilmiş bu güzel dünyayı yeniden güzelleştirebilmek için sizlere sesleniyorum. Tüm deliler bileşin!

Bir Kurabiyeye Ağıt

Hiç olur mu size de? Gözleriniz dolar mı mesela ağzınızda çiğnerken bir şeyleri? Dişlerinizin işleyişi yavaşlar mı? Ağır ağır akar mı o lezzet dilinizin üzerinden? Birdenbire böyle, tuhaf, çok tuhaf ama saf, katışıksız bir mutluluk dolar mı içinize? Katışıksız mutluluk, yani doğada bulunduğu haliyle hani, çok değişik. Bol miktarda hüzün var aslında içeriğinde. Coşkuyla çok ilgili değil. İnsanı hafifleten, daha doğrusu bedenini hafifleten bir şey değil. Tam aksine, bedeni çivileyip olduğu yere, ruhunu serbest bırakan bir şey. Birkaç çiğnemelik sadece… yılları, yolları, hiç bilmediğimiz bambaşka alemleri dolduran içine insanın… birkaç çiğnemelik zaman. Hani reklam filmlerinde bir ısırık ve bambaşka diyarlar meselesi var ya, doğru ama eksik o reklamlar. Ya da fazla enerjik… İnsan bazen bir ısırıkta, yalnızca o yemeğin tadını duymuyor. Ne kadar güzellik varsa dünya üzerinde, dilinin üzerinden akıyor. O güne dek sahip olduğu/olamadığı ne varsa şükrediyor insan. Sahip olamadıklarına şükretmesi garip geliyor, sonra bu garipliğe de şükrediyor. Sonra, o ana sahip olma ayrıcalığına doluyor gözleri. Böyle böyle birbirini besliyor bir sürü küçük küçük mutluluk…
 Ta ki, “sahip olmak mı?” diye sorana kadar insan. İfadeyi sevmezliğimi geçtim de, bir ana sahip olunabilir mi gerçekten?

"Allah bu acıyı bana unutturmasın"

"Allah bu acıyı bana unutturmasın," diyordu kadın.
Konuyu bilmiyorum. Yanından hızla geçerken bu cümleyi duydum yalnızca.
O andan beri düşünüyorum.
"Allah bu acıyı bana unutturmasın."
"Allah bu acıyı bana unutturmasın."
Ses tonunu hatırlıyorum sonra. Acısını seven, acısına sarılan, yüreğinin yara izini usulca okşayan bir ses değildi. Öfkeliydi daha çok. Ağlamamaya direnirken bir sıkılaşır, ağrımaya başlar ya gözler. Öyle bir sesti. Sesi, ruhu, ayakta kalmak için kendini sıkar gibiydi. Belki şimdi uyduruyorum bunları. Belki alelade bir sesti de ben bunları yakıştırıyorum. Bilmiyorum ki...
Ama hep aynı tonda yankılanıyor ses zihnimde. "Allah bana bu acıyı unutturmasın."
Muhtemelen o acıyı hep hatırlamak ve tedbirli olmak istiyor bundan sonra. O acıyı bir kez daha yaşamamak için.
Bir acıyı bir kez daha yaşamamak için durmadan acımak istiyor. Hep hatırlamak... Bir kez daha yara çıkmasın diye, bir yarayı hep kaşıyarak orada tutmak.
Bu, biraz garip değil mi?
Ben hep unutmak isterim halbuki. Duyguları yani. Yaşamak ve unutmak. Unutup bir kez daha yaşamak. Yeniden yaşarken ilk kez yaşıyormuş gibi olmak. Yine şaşırmak. Şaşırmak. Alışmamak. Her seferinde bir yenilik hissi, aynı döngünün içinde hem de. Daha makul değil mi?

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...