25 Temmuz 2014 Cuma

Teselli İkramiyesi yahut Hiç Olmazsa Cemil

Biri karşıma dikilip "Sen kendini ne sanıyorsun ulan?" diye çıkışsa mesela, tereddüt etmeden "Teselli ikramiyesi," derim. Öyleyim... Büyük ikramiyenin kaçırıldığı yerlerde oyalanılan şeyim ben. İnsanlarda yarattığım duygunun bu olduğuna eminim. Iskalanmış bir sevincin burukluğu. Üzüntünün kapısında kalmışlığın o ince şaşkınlığı. Arada kalakalmış insanların tutunduğu bir duvar işte.
Adım Cemil. Kimse için bir lakap takacağı kadar özel olmadım hayatta. Ama bir lakabım olsa "hiç olmazsa" olurdu bence. Çünkü adımın geçtiği çoğu cümlede bu iki sözcük de var.
"Bak, hiç olmazsa Cemil yanında..."
O günleri hatırlamıyorum tabii ama, doğduğumdan beri böyleymiş bu. Babam öldükten iki gün sonra doğmuşum mesela. Belki anneme zamanında söyleselermiş babamın durumunu, öldüğü gün teşrif edermişim dünyaya. Neyse, oraları karıştırmayalım şimdi... Ama hep benimle teselli etmişler annemi. "Yapma böyle," demişler. "Topla kendini... Hiç olmazsa Cemil için." Cemil dediler mi bir posta daha ağlarmış annem. Komşu teyzeler dudaklarını hafifçe dişler, gözlerini kısar, başlarını ağır ağır iki yana sallarmış. Bir görev gibi. "Etme," derlermiş. "Bak, yavrun var. Hiç olmazsa ondan bir parça kaldı sende..."
Tuhaftır, o günden sonra hep bir parça olarak yaşadım ben. Eksik kalan yerlere doldurmalık. Ama kat'a ait olamayan bir bütüne.

...

11 Temmuz 2014 Cuma

Ben, var mıyım?

Hep böyle oluyor. Hep ama...
Yara alıyorum. Kanıyorum. Kendi kendine duruyor sonra. Durunca, hiç yara almamış gibi oluyorum. Hiç acıtmamışlar gibi kalbimi. Hatta diyorum ki, "Acıdan yanlış gördün sen o an, sendin esas canını yakan. Niye yaksın ki o seni?" Yaranın kabuğuna bakınca gülümsüyorum hatta. Ne bileyim, o kabuğun varlığı bile güzelmiş gibi.
Bir kitapta geçiyordu. Etkilenmiştim. "Ama yandınız, kül oldunuz," diyordu karakterlerden biri. Diğeri diyordu ki, "Ama vardım. Kül bunun kanıtı."
İşte sanki o kabuklar, varlığımın kanıtı gibi geliyor bana. Seviyorum. Hayat bu ama. O kabuk da kuruyup kopuveriyor sonra. Ben yine yok oluyorum. Yok olunca, bir kez daha değişiyor algım. "İyi de," diyorum, "zaten yoksun onun için. Var olsan, acıtmazdı canını, evet. Ama yoksun. Görmüyor hançerini savurduğu yerde durduğunu. Hem sen de çığlık atmıyorsun. Çığlık bir yana, ah bile demiyorsun, ahın tutar korkusuyla. Bak, sen yoksun."

Ama varım ben. Varım. Burdayım. Duruyorum. Yaşıyorum. Acıyorum.
Ne var sanki bir parçacık görseniz?

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Okurken Oraya Buraya Yazdıklarım - 6

"Yaşam bir 'belki'dir. Ölüm ise bir kesinlik. Binlerce 'belki'nin uyumlu bir birlikteliğini gereksinir yaşam. Ölüm hiçbir şey gerektirmez. Sadece vardır."
- Reha Çamuroğlu, Cemil Reloaded, sf.239

"Ruhsal yaralar böyledir, görünmez, dışarıdan fark edilmez ama derinliklerde yer bitirir insanı."
-  Fırat Cewerî, Lehî, sf. 79

"Bazen birini öyle çok seversin ki onu bir an görebilmek için kendinden, o güne dek düşündüklerinden, inandıklarından, gerçek diye ortalıkta anlatıp durduğun şeylerden bile vazgeçersin. Yokluğundan öylesine büyük bir acı duyarsın ki, ne yaparsa yapsın her şeye katlanabilirsin, gerçekte başka bir zaman seni çok incitecek bir şeyi yapmasına izin verirsin. Öyle bir an gelir ki, o mutlu olsun yeter, diyecek kadar kendini unutabilirsin.
Birini sevmekle ondan vazgeçmemek farklıdır.
İnsan birini çok sevebilir ama ondan vazgeçebilir. Onu özler, yokluğunu hisseder ama zamanla çok büyük bir acı duymadan, yalnızca küçük bir sızıyla, bir gülümsemeyle hatırlayıp geçebilir."
- Kürşat Başar, Yaz, sf. 268

"Hayaller, oturabileceğiniz en büyük evdir."
- Kürşat Başar, Yaz, sf. 197

"İçinizdeki birini, düşünmemeye çalışarak unutamıyorsunuz."
- Kürşat Başar, Yaz, sf. 302

"Dilsiz ve bitkindi benim kahkaham, ağlamak özlemini taşıyordu."
- Knut Hamsun, Açlık (çev. Behçet Necatigil), sf. 76


Şebnem İşigüzel / Venüs

"Göbek deliği annemizin hatırasıdır. Hem bağımlılığımızın hem bağımsızlığımızın işareti." sf. 9

"Kusurlarımız meziyetlerimizdir esasında. Kusursuzluk varolmamaktır bir bakıma. Çünkü bu âlemde hiçbir göz kusursuz bir şey görmemiştir." sf.13

"Güzellik, insanın kendisine biçtiği değerdir." sf. 15

"Dünyaya gözlerimi açtığım 1908 yılında ilan edilen medeni ve insani şeyler bu ülkede gölge gibi kaldı: Üzerine bas geç! Üzerine çık çiğne! Hem var hem yok, tıpkı gölge gibi." sf. 16

"Oysa bir şeyi mahrem tutmakta ısrar etmek zehirdir." sf. 36

"Haritaları insanlar çizer. Haritalar çizilsin diye kan dökülür, isyanlar çıkar, savaş olur, bitlenirsin, aç kalırsın, insan olmaktan çıkarsın. Kazanır ya da kaybedersin. Bunun neticesinde haritalar ortaya çıkar." sf. 37-38

"Tarih anahtar deliğinden bakmak gibi bir şeydir." sf. 52

"Duygularımızın kokusu vardır. Hangi duyguyu hissedersek ona ait kokuyu salgılarız." sf. 86

"Üzün süre yaşayan bir beden enkar biriktirir." sf. 90

"Kadınlık kanamaktır. Kanaya kanaya ölmektir. Bir ölü gibi yaşamak, yaşamaya çalışmaktır." sf. 96

"Acılar hatırladıkça kanar. Unutulmaz. Zamanla kabuk tutan yaralar gibi izi kalır. O acı bizi öldürür. Ama biz bundan habersiz kopup giden başa inat yürüyüp giden gövde misali, yaşadığımızı sanırız farkında olmadan." sf. 103

"Çünkü gülümsemenin tıpkı kahkahalarımız gibi bir sesi vardır, duyan duyar." sf. 103

"Kimi duygular, en derinimizde, tıpkı kömür parçalarının elmasa, yakuta, değerli taşlara dönüşmesi, inci tanelerinin midyelerin karnında yüzlerce yılda oluşması gibi zamanla oluşur. Zamanla sever, zamanla sadakat gösterir, zamanla bağışlarsınız. Şekina bu işi mevsimlerin dönüşümüne benzetir, ‘Kıştan bahara çıkıvermek gibi, öfkeden anlayışa eriverir insan cancağızım,’ derdi." sf. 107

"Gözyaşları sizi bir yerlere götüren denizlerdir. Ağlamak, kimsenin görmediği içimizdeki dünyayı taşıyan geminin çevresinde bir deniz yaratır. Gözyaşları geminizi oturduğu kayalıklardan çıkararak yeni bir yere, daha iyi bir yere götürür." sf. 119-120

"  'Kadınların sırları, gizli öyküleri olur,' demiştim. 'Erkeklerin değil!' 
(...)
'Niye?' diye sormuştu Doktor Turan.
'Çünkü,' demiştim, 'Sırların çoğu kadınlar açısından utanç verici ölçüde yanlış kabul edilmiş şeylerle ilgilidir, kadınların özgürlüğüyle ilişkilidir, erkekler için böyle bir durum söz konusu değildir ki...' " 
sf. 121

"Denizin yanıbaşındaki bu kuyu nasıl böyle kurumuştu? İçimdeki hayat gibi. Neşe gibi. Mutluluk ve bütün güzel hisler, duygular gibi. Bir kadını şu kuyu gibi kurutan nedir?" sf. 139

"Sanki düştüğümde değil de ağlarken sarsıla sarsıla yaralandım." sf. 153

"Çok sevmiştim onu. Mutsuzluk içinde ölürken onu gizlice severek avunmuştum. Büyük bir aşktı bu. Öyle büyüktü ki hiç dile getiremedim. Öyle çok sevmiştim ki onu, yüzüne bile bakamıyordum aşkımın göz kamaştıran ışığından." sf. 155

"İnsanın en büyük muamması kendisidir." sf. 176

"Cumhuriyet ilan edildiğinde on beş yaşındaydım. Gübre tepeciğinin üzerinde yükselip şöyle bağırdığımı hatırlıyorum: 'Burası da bizim cumhuriyetimiz.' " sf. 201

"Sırlarıyla mezara giden insan yılanlarıyla gömülmüş gibi olurmuş. Fani dünyaya fısıldanmayan sırların her biri yılana dönüşür, insana kabrinde rahat huzur vermezmiş." sf. 205

"Mutluluk, yumuşak, tatlı, ışıklı bir odacıktır. Mevsim kış ise sıcaktır bu odacık. Mevsim yaz ise gölgelidir. Mutluluk bir histir. En derininizde sadece bir his. Bu yeryüzünde hiçbir nedene ve hiçbir faniye bağlı olmayan bir his. Sadece mutsuzluklar bunlara göbekten bağlıdır. Ama mutluluk en derinde bizim ne hissettiğimizdir. Mutluluk gölgeniz gibidir varlığı sadece size bağlı. Işık yoksa gölgeniz de görünmez göze ama siz varolduğunuza göre o da vardır muhakkak. İşte mutluluğun varlığı da böyle bir şeydir." sf. 215

"Göz bebeklerimiz kıvılcım gibidir. Kocaman bir ateş yakar. Büyülü bir aynacık gibidir sizi kendi suretinize sevdalar." sf. 220

"İnsanın kendi ölümünü anlatamaması aslında ne büyük kayıp. Ölümü hayattan daha gizemli yapan şey de bu zaten." sf. 233

"Eğer bir şeyi benim gibi çok hayal ederseniz onu olmuş kabul edersiniz. Ya da hayaliniz gerçekleşmiş olur ama siz onu hâlâ hayal zannedersiniz. Kim ne derse desin ömür dediğimiz şey de hayalle gerçeğin karışımından ibarettir." sf. 237

"Devamlı incitilmek insanı mahveder. Bir yaprak rüzgarın önünde durabilir mi? İncilitirseniz, ruhunuz, benliğiniz de öyle savrulur, derbeder olur. Sonunda benim gibi hissiz, cansız, ruhsuz kalırsınız. O hayattan kurtulacak gücü kendinizde bulamaz, bir cinnete yuvarlanırsınız."

Mahir Ünsal Eriş / Olduğu Kadar Güzeldik

"Yaşa, işe, güce, itibara en ufak hürmeti olmayan bu acıya aşk acısı diyorlar. Kim olursan ol, seni saklandığın yerde er ya da geç buluyor, gelip göğüs kafesini ateşle sıvazlıyor ve sen içeride kapkara kurum tutuyorsun." sf. 19

"Sevilirken, kendimize, sevdirmeye çalıştığımız zamanlardaki kadar bakmıyoruz çünkü hiç. Biri gelip bizi tezgâhtan alana kadar, bir manavın önlüğüne süre süre parlattığı elmalar gibi cilalıyoruz kendimizi. İlk ısırıktan sonra, ısırılan yerlerimizden kararmaya başlıyoruz ama." sf. 21

"Umut çok garip bir şey, insanı olduğundan daha aptal etmeye yetiyor." sf. 38

"Adına yaşamak dediği, yıllar süren bir intiharın sonuna gelmişti demek." sf. 66

"Devrim olurdu, olmazdı orası ayrı mesele. Ama devrime yalnızca inanmanın bile, razı olmamakla ilgili, vicdanı serinleten, en olmadık zamanda insnaın içini yeşerten bir lezzeti var." sf. 110

"Daha büyük yarınların hayalini kurmak, yarın sabah kalkıp işe ya da iş aramaya gideceğin gerçeğinin arkasında kalıyor. Unutturuyor kendini, sanki bütün gençliğini ışıklar içinde geçirten o değilmiş gibi. İnsan utanıyor sonra o sarılı kırmızılı dergileri, bozuk megafondan sokaktakileri umuda tavlamaya çalışan çatık kaşlı gençleri, duvarlara intizamsız bir aceleyle yazılmış o orak şekilli Ş harflerini gördükçe. Sanki önceden söylediği bir yalanı herkes öğrenmiş gibi utanıyor. Göz göze gelmemeye çalışarak uzaklaşıyor yanlarından, hayat da öyle gçeip gitmiyor mu, biz güzel şeyler yapmaya çalışırken, tam da en güzel şeyler oluverecekmiş gibiyken. Öyleyse yaşamak, hayata karşılık hayallerden vazgeçtiğimiz bir kaybetme biçimidir." sf. 114


Okurken Oraya Buraya Yazdıklarım - 5

“Korku, cezadan daha berbattır, çünkü ceza bellidir, ağır ya da hafif; bilinmeyene, sınırlandırılmamışa kıyasla ceza, daha az ürkütür.”  - Korku, Stefan Zweig, sf 25.

“Şimdi elindeki mühleti biliyor, bu bilgiden korkusuna tuhaf bir huzur boşaldığını hissediyordu.”  - Korku, Stefan Zweig, sf 65.

“Hiçbir şey düşünmemek, sadece ruhta karanlık bir bitiş duygusu, yavaştan çöküp her şeyi kaplayan bir sis hissetmek ne iyiydi.”  - Korku, Stefan Zweig, sf 68.

“Ruhunda bir yer henüz acıyordu, ama hayra alamet bir acıydı bu. Büsbütün kapanmazdan önce yanan yaralar gibi sıcak bir acı.”  - Korku, Stefan Zweig, sf 80.

“Erdem kılığına bürünerek varlıklarımıza el koymak isteyenler karşısında ne yaparsak yapalım, hep kabahatli görünürüz.”  - Begüm, Kenize Mourad, sf 36.

“En güçlüler altlarındakiler anlama zahmetine pek katlanmaz, sarsıcı ya da gülünç buldukları ayrıntılarla yetinir, böylelikle de önyargılarından rahatsız olmazlar.”  - Begüm, Kenize Mourad, sf 60.

“Kini besleyen, ilişkilerin günden güne insanlıktan uzaklaşmasıdır.”  - Begüm, Kenüze Mourad, sf 146.

“Şiddeti tetikleyen şiddet, bu tehlikeli döngüyü iyi biliyor. Acımasız davranılan her kişi acımasız davranmakta haklı olduğunu sanıyor, ezildiği için ezme hakkına sahip olduğunu düşünüyor.”  - Begüm, Kenize Mourad, sf 342.

“Ezilen insanlar uzun süre kendilerini anlatmaya çalıştı, biraz adalet istediler, ama duvara tosladılar. Ve eğer o duvarda hiçbir kapı açılmazsa, bir gün gelir, duvarı yıkarlar. Bütün ayakanmaların, bütün şiddetin temeli bu: İstendiğinde, kendini başka türlü açıklamanın imkânsızlığı.”  - Begüm, Kenize Mourad, sf 343.

“Aşk bahane. Herkes kendini seviyor, bu cilvede kendi güzelliğinden emin olmak istiyordu ve tıpkı, şu ayna gibi bu güzelliği yansıtacak, parlatacak bir ayna arıyordu.”  - Nar Ağacı, Nazan Bekiroğlu, Sf 80.

“Çünkü yeryüzünde hiçbir şey kuytulardaki bir çocuğun fark edilmeyen sevgisiyle kaşrılaştırılamaz; çünkü bu sevgi, yetişkin bir kadının tutkulu ve bilinçaltında hep talep eden aşkının hiçbir zaman olamayacağı kadar umarsız, kendini karşısındakine hizmet etmeye adayan, boyun eğen, hep pusuda yatan ve tutkuyla yoğrulmuş bir sevgidir. Sadece yalnızlık çeken çocuklar tutkularını bütünüyle, dağılmaksızın koruyabilirler, ötekiler, duygularını başkalarıyla beraberlik atmosferinde gevezeliklerle harcarlar, yakınlıklarla köreltirler.”  - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig, Sf 12.

“Benim eksikliğimi duymayacaksın -bu beni teselli ediyor.”  - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig, sf 54.

“Çünkü sen, yalnızca kolay, oyun gibi ve ağırlıktan yoksun olanı seversin, bir kadere müdahale etmekten korkarsın.”  - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig, sf 31

“Umarım siz de doktorum gibi bana sigaranın zararlarnıdan bahsetmeyeceksiniz. Cİğerlerimdeki lekeler, içtiğim sigaradan değil, sizin için çektiğim sıkıntılar yüzündendir, bunu bilmenizi istiyorum. İki yüzlülüğünüzden ve sahtekârlığınızdan dolayıdır. Manasız huzursuzluğunuzdan, işe yaramaz çabanızdan dolayıdır.”  - Birini Öldüreceğim, Fırat Cewerî, sf 17

“Bazen bedenimin içinde yalnız olmadığımı düşünüyor, içimde başka birisinin daha olduğu kuşkusuna kapılıyorum. Onunla konuşuyor, eğleniyor, bazen ona kızıyor, bağırıp çağırıyorum. O sırada etrafımda bulunanlar bunu görüyor ama içimi göremiyorlar. Güldüğümü görüyorlar ama kendi kendime güldüğümü sanıyorlar. Tartıştığımı görüyorlar ama kiminle tartıştığımı görmüyorlar. Kiminle kavga ettiğimi hiç bilmiyorlar.”  - Birini Öldüreceğim, Fırat Cewerî, sf 25.

“Bazı insanların mutsuzluğu, diğerlerinin aşkı hissettiği gibi hissettiğini biliyorum artık; mahrem, yoğun ve karşılık beklemeksizin.”  - Ve Dağlar Yankılandı, Khaled Housseini, sf 131.

“Nezaketin kökleri derinde olmalı.”  - Ve Dağlar Yankılandı, Khaled Housseini, sf 141.

“Ama bu, müziği tarif etmek gibi.” - Ve Dağlar Yankılandı, Khaled Houisseini, sf 160.

“Matematiksel doğruların hüküm sürdüğü, keyfilikten ve belirsizlikten muaf bir alanın insanı rahatlattığını söyledi. Yanıtlara erişmenin zor olduğunu ama bulunabileceğini bilmek de rahatlatıcıydı.” - Ve Dağlar Yankılandı, Khaled Housseini, sf 203.

“Yaratmak demek başkalaırnın yaşamlarını vahşice yağmalamak, onları bihaber, zoraki katılımcılara dönüştürmek demektir. Onların arzularını, hayallerini çalıyor, kusurlarını, acılarını cebe indiriyorsunuz. Ve bunu bilerek, gayet bilinçli yapıyorsunuz.”  - Ve Dağlar Yankılandı, Khaled Housseini, sf 209.

“Ölmek, genç bir şairin meslek yaşamındaki en başarılı hamle olabilir.”  - Ve Daglar Yankılandı, Khaled Housseini, sf 212.

“Delilik bu yaptığı. Tam bir çıldırmışlık. Her şeye, devasa olasılık oranlarına rağmen, kontrol edemediğin bir dünyanın, kaybetmeyi kaldıramayacağın tek şeyi elinden almayacağına dair, son derece temelsiz ve akıl almaz aptallıkta bir inanç duymak. Dünyanın seni mahvetmeyeceğine inanmak.”  - Ve Dağlar Yankılandı, Khaled Housseini, sf 224.

“Adel birdirbir oynar gibi çocukluğunun üstünden atladığını hissediyordu. Yere bir yetişkin olarak inecekti. İndiğinde de artık geri dönüşü olmayacaktı, çünkü yetişkin olmak babasının bir zamanlar bir savaş kahramanı olmak için söylediği şeye benziyordu: Bir kere oldun mu, öyle de ölürsün.” - Ve Dağlar Yankılandı, Khaled Housseini, sf 276.

“Yıllar sonra, bilmediğim bir şeyi anladım. Dünyanın sizin içinizi görmediğini, derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı, hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını. Gerçek işte bu kadar basit, bu kadar saçma ve bu kadar gaddardı.”  - Ve Dağlar Yankılandı, Khaled Housseini, sf 330.

“Kültür bir evse, dil de ön kapının ve içerideki bütün kapıların anahtarıdır.” - Ve Dağlar Yankılandı, Khaled Housseini, sf 365.

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...