17 Ocak 2015 Cumartesi

Okurken Oraya Buraya Yazdıklarım - 8


MAHUR BESTE / Ahmet Hamdi Tanpınar / Dergah

* Fakat bu onun senelerden beri alıştığı bir şeydi. Sevdiği kitaplarını oraya, yorganın içinde bir kenara toplar, sonra onlarla beraber, tıpkı oyuncağı ile beraber yatan ve onu kucaklamak için zaman zaman tatlı uykusundan uyanan bir çocuk gibi, onlarla koyun koyuna yatardı. (sf. 15)
* Onun için eskilik ayrı bir şeydi; o zamanın takdisi idi; insan elinden geçmek ve insan hayatına girmekle eşya tabiatından ayrı bir sıcaklık kazanır, âdeta insanileşirdi. (sf. 19)
* Artık uykusuz kalmayacaktı. Uykusuzluk bir hülya kurabilen insanlar içindi. (sf. 78)
* O, bütün mahcuplar gibi yalnız kendisine bakıyor, her şeyi kendi değerleriyle ölçüyordu. (sf. 81)
* Bu belki onu tüketebilirdi; fakat bu kadar güzel bir şeyin içinde onunla beraber tükenmek mukadderse bundan ne diye kaçmalıydı? (sf. 84)
* İradesinin üstünde “yarın” dediğimiz o sihirli imkân, onun verdiği hayat iştahı, onun içimizde yarattığı mucizevi iklim vardı. (sf. 90-91)
* Onun talihi unutulmak, fark edilmemekti. Sanki masallardaki o sihirli külah cinsinden, görünmemenin sırrına sahipti. Onu herkes fırsat düştükçe günde birkaç defa unuturdu. (sf. 99)
* İnsanlar birbirinin tecrübesinden faydalanacak olsalardı, yeryüzünde insan hayatı çoktan biterdi. (sf. 131)
* Sakalınızın biçimiyle, redingotunuzla, yandan düğmeli üst podsüet ayakkabılarınız, kolalı gömleğiniz, geniş hazır kıravatınızla ne kadar sevimli, bugünden uzak, asıldığı yerde unutulmuş bir takvim gibi sadece geçmiş bir zamandınız. Âdeta yıllarca kurulmamış bir saate benziyordunuz. (sf. 116-117)
* Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur. (sf. 118)

AVCI / Kevin Hearne /Artemis

* Bizi boşluğun korkusundan koruyan tek şey zihinlerimizdir. Çoğunlukla bir şeyler düşünürüz -herhangi bir şey- ve bu bile evrenin sonsuz hiçliğine meydan okuma gibidir. Ama bazen zihin de kırılır ve düşünemez hâle gelir. Düşüncelerin yerini başka bir şey alır. Bir yaratık insanın kendine güvenini, amaçlarını ve görev bilincini yavaş yavaş kemirir, sonunda kendinizi bıkkınlığın kuru ve çorak diyarında bulursunuz, bizi güdüleyen ana odaklanamaz hâle gelirsiniz. Dilinizde tebeşir ve kül tadı olur, gözler sadece gri rengi görür, sadece ara sıra paniğin parıltısı etrafınızı aydınlatır.
* Depresyon, anahtarına sahip olduğunuz ama anahtarı kullanmayı düşünmediğiniz bir hapishanedir.
* İnsanları özlemek, düşüncelerle yeniden açmayı sevdiğimiz yaralar gibiydi.
* Dünya, tüm güzelliklerine rağmen, sevdiğiniz biri gidince pek de güzel bir yer değildi. Geriye yalnızlık vaadi ve ‘keşke’ler kalıyordu.
* Fakat korku ve mantık birbiriyle iyi geçinen birer dost değildi.
* Dünyanın kabuğunda sevgisiz sürünmek hoş bir şey değildi. Büyük bir kısmımız sevgisiz bir an bile geçirmemiştik ama sevgisizliğin nasıl bir şey olduğunu tahmin edebilir ve bundan korkardık.

MAHİDEVRAN / Zümrüt Zeybek / Artemis

* Bir güzellik yaratanların kaderinde, kötülerin karşısında insafsızca kaybolup gitmek yok mudur?
* Hayatın çeşitli güçlüklerine karşı insana üç şey armağan edilirmiş: Ümit, uyku ve gülmek.
* Bir şey insanın hoşuna gitmeyegörsün, müptelası olur. Bir şeye müptela olmak da bu hayatın zehiridir.
* Kimi zaman insan düşmanını örnek almalı kendine. Çünkü ancak o zaman hayatta kalır ya da kazanır.
* Belki şu yeryüzünde tek özgürlük rüyalarımızdır.
* Sohbet aşkın nefesidir. Aşk ateşi konuşmakla, anlaşmakla, birbirini dinlemekle harlanır
* İnkâr etmek, şeytanla bilek güreşine tutuşmaya benzer. İnsanı günahı işlemenin kendisinden daha çok yorar.
* Kibir bu hayatta herkese kendi mezarını kazdırır. Hem de öyle derin kazdırır ki o mezardan insanın ruhu bile çıkamaz.
* Çünkü insan bu âlemde en çok kendisine müpteladır.
* Her iyi huy insanın ayağına bağlanan ağırlık gibidir, kötülerin arasında onu aşağı çeker, yükselmesine mani olur.
* Ne kadar çok acı ektik, ne çok acı biçiyoruz şimdi.

SEVGİLİM İSTANBUL / Kerime Aksoy / Artemis

* Nihayete ermemiş her büyük aşk hikâyesi bir diğerini çeker. Kimi aşklar ölümsüzdür.
* Kaderinde büyük bir aşk hikâyesi olan fâni hem mutlu hem mutsuzdur. Mutsuzdur çünkü büyük aşk hikâyeleri ölümlü insanı yakar, yıkar, kül eder, bitirir.
* Bir başka hayatın izleridir rüyalar. Kayıp parçaları kimi gerçeklerin. Çoğu zaman verdiği derin hislerle hayattan daha gerçek.
* Tarih, bir ülkenin kalbidir. Yaşadığın yerin tarihini bütün çıplaklığıyla öğrenmen seni farklı kılar. Daha başka bakarsın olaylara, insanlara, çevrene.
* Sevdiğin her şey yakındır sana. İsterse dünyanın öbür ucunda olsun. Sevgi hepimizi yakınlaştırır.
* Bir kapıyı çalmak gibiymiş aşk. O kapının önünde beklemek. O kapının açılmasını umut etmek. O kapıda kavuşmak.
* Ayrılık arafta kalmak gibiymiş. Aşkın arafı ayrılıkmış sevgilim. Ne cennette ne cehennemde olmak. Ne ölü ne diri olmak.
* Kimi zaman iyilik, bir kötülükten daha büyük bir felakettir.
* Bir insanın hatıralarıdır şehrin dili. Ve ona kalırsa şehrin dili şiirdi.
* Felaket zamanlarında, savaşlarda yaşananlar, her şey yolunda ve iyiyken biriktirilen gizli düşlerin ürünü olmalıydı.
* Sessizlik ruhumuz için bir mabed inşa eder. Sessizlik çoğu zaman bizi koruyan bir güce dönüşebilir.

MUSİBET ŞAFAĞI / Steven Hockensmith / Artemis

* Zaten beklemek, korkunun iyice kök salmasından başka ne işe yarardı? (sf. 101)
* Adını bile söyleyemediğimiz bir problemi nasıl adam gibi çözebiliriz? (sf. 124)
* Ona göre gerçekler, güzel bir muhabbetin antiteziydi. (sf. 177)
* Tecrübelerim doğrultusunda söyleyebilirim ki genişlik ve cehaletin korunmaya ihtiyacı yoktur. Onlar kendilerini çok iyi korurlar zaten. (sf. 218)
* Bir sorunu çözmenin tek yolu onu anlamaktır. (sf. 249)
* Kurnazca düşünüp şüphe ederek huzurunu kaçırmaktansa, herkese inanmak çok daha basit, çok daha nazik bir davranış gibi geliyordu ona. (sf. 262)
* Bilirsiniz, müzik vahşi bir kalbi bile yumuşatabilecek bir büyüye sahiptir. (sf. 296)
* Burada gördüğümüz şey mutlu bir son değil. Sadece umutlu bir başlangıç. (sf. 361)

GİTANJALİ / Tagore

* Şimdi seninle karşılıklı sükûn içinde oturup, bu sessiz ve coşkun huzurda hayata bağlılık türküsü söylemenin zamanıdır. (sf. 11)
* Ey kendini kendi omuzlarında taşımaya çabalayan çılgın. Ey kendi kapısında dilenmeye gelen dilenci. Bütün dertlerini o her şeye tahammülü olana bırak ve asla pişmanlıkla gözün arkada kalmasın. (sf. 15)
* Yolu bitmeden (...) gücü kuvveti tükenen yolcuyu utanç ve yokluktan kurtar ve müşfik gecenin örtüsü altında hayatına bir çiçek gibi yeniden can ver. (sf. 30)
* Borçlarım pek ok, başarısızlıklarım büyük, utancım gizli ve ağırdır; yine de kendi iyiliğimi istemeye geldiğimde, duam kabul olunmaz korkusuyla titrerim. (sf. 34)
* Bu dünyada beni sevenler, beni kendilerine benzetmek için ellerinden geleni yaparlar. Ama onlarınkinden çok büyük olan senin sevginle iş başka türlüdür ve sen beni hür bırakırsın. Onları unuturum diye, beni bırakmaya asla cesaret edemezler. Ama gün ardından gün geçiyor. Sen hâlâ görünmemektesin. Dualarımda seni anmasam da, seni gönlümde tutmasam da yine, sevgin, sevgimi beklemektedir. (sf. 38)
* Sana her şeyimsin diyebilecek kadar bırak bir zerre bende ben kalsın. Seni her yanda görecek, her şeyde sana gelecek ve her an sana aşkımı sunacak kadar bırak irademden bir nebze kalsın. (sf. 40)
* Sevin. Ve üzüntülerime katlanmayı kolaylaştıracak kuvveti ver bana. (sf. 42)
* Gönül sertleşip kuraklıktan çatlak çatlak olunca, bir merhamet yağmuru ile gel bana. Gürültülü işler, sesleriyle her yandan sarıp, beni ötelerden uzaklaştırınca, ey sükûn hükümdarı, sükûn ve istirahatinle gel bana. (sf. 45)
* Annenin gözü yaşlı bakışı gibi, merhamet bulutun yeryüzüne eğilsin. (sf. 46)
* Ve biliyorum ki gözlerimin göreceği o saadetli an birden gelecek. (sf. 51)
* Kederden kedere kalbimi ezen onun adımlarıdır ve neş’emi parlatan ayaklarının altın temasıdır. (sf. 52)
* Bütün ışıkların, bütün şekillerin ilki olarak gözlerime yalnız o gözüksün. Uyanan ruhuma neş’enin ilk yeşerişi onun bakışından gelsin. (sf. 54)
* Uyuyan bebeğin dudaklarında uçuşan tebessüm – onun nereden doğduğunu bilen var mı? Evet, rivayete göre, hilalin il solgun ışıltılarından biri, kaybolmakta olan sonbaharın bulutlarından birinin ucuna değilmiş ve işte orada, ilk defa, şebnemle yıkanan bir sabah rüyasında tebessüm doğmuş – uyuyan bebeğin dudaklarında uçuşan tebessüm. (sf. 71)
* Seni güldürmek için yüzünü öptüğümde, yavrum, sabah ışığında gökten akan zevk nedir, vücuduma yaz melteminin getirdiği neşe nedir hakikaten bilmekteyim – yüzünü güldürmek için seni öpünce yavrum. (sf. 72)
* Ah, çokluğun oyununda bir olanın temasının bahtiyarlığını asla kaybetmeyeyim. (sf. 73)
* Her şey daimi bir ileri atılış içindedir. Durmazlar, geriye dönüp bakmazlar, hiçbir kuvvet onları alıkoyamaz, daimi bir ileri atılış içindedirler. (sf. 80)
* Sadece, gecenin en derin sükûtunda yıldızlar, mütebessim, kendi aralarında fısıldaşırlar: “Bu arayış boşuna. Eksiksiz mükemmellik her şeydedir.” (sf. 88)
* Şu benim ömrümde, eğer sana kavuşmak kaderimde yoksa, yüzünün hasreti içimden esik olmasın. Bir an dahi unutmayayım, rüyalarımda, uyanık saatlerimde bu ıstırabın acıları içimden eksik olmasın. (sf. 89)


Hiç yorum yok:

enaryo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...