Pencerede Pişen Hayatlar: Stator Refik

fotoğraf: erhan uysal
Belki on yıl var, başka bir yerde gören olmamıştı onu. Dışarıdan bakanlar, onu cama işlenmiş bir motif sanabilirlerdi. Hep aynı pencerenin önünde durur, camdan sokağı izlerdi.
Zaman zaman yüzünden değişik duyguların yansıması geçerdi. Kâh hüzünlü bir tebessümle bakardı sokağa, kâh ruhu gözlerinden fırlayıp çıkacakmış gibi heyecanla. Bazen de öyle durduğu yerde kahkahalarla gülerdi. Ağladı mı sessiz ağlardı, pek seçilmezdi dışarıdan.
Mahalle halkı hepsi birbirinden asılsız onlarca efsane uydurmuştu Refik hakkında. Gerçeği hiçbirimiz bilmiyorduk. Zaten uydurma hikâyeler o kadar yetiyordu ve yetmediğinde öyle güzel çoğaltılabiliyordu ki, aslını öğrenmek işimize de gelmezdi hani. Bütün efsanelerin birleştiği nokta, günün birinde, nedendir bilinmez, öylece tutulup kaldığıydı Refik'in. Pencereden bakarken ne gördüyse artık, olduğu yerde donmuş, bir daha da oradan kıpırdamamıştı. Öyle kıpırdamamıştı ki annesi bütün evin mobilyasını yenilerken Refik'in üzerine tünediği sedire dokunamamıştı.
Küçükken bizi Refik Abi'yle korkuturlardı hep. Durumu bildiğimizden, "Bak Stator Refik gelip götürür seni"leri filan yemezdik tabii. Ama anne milleti, söz konusu çocuklarını korkutmak olunca yaratıcılıkta sınır tanımıyordu.
"Bana bak, bitecek o tabak. Tabağındakini bitirmezsen Allah çarpar nimetine saygısızlık ediyon diye, donup kalırsın Stator Refik gibi."
Stator Refik aşağı, Stator Refik yukarı... Kendisi sabahtan akşama ve akşamdan sabah o pencerenin önünde öylece durur, adı, misafirlikte çocuklarını hizada tutmak isteyen anneler sağolsun, dilden dile şehrin her yerini gezerdi.
Korkuyorduk korkmasına ama eğlenmekten de geri durmazdık. Bazen annelerimiz arasında yarışma düzenlerdik. En ürkütücü Stator Refik tehdidini bulan anneyi ayın, haftanın ya da işte bir zaman diliminin annesi seçerdik. Benim annem, birinciliğini, "Kızdırma kafamı, yemin olsun kıçına zamkı sürer Stator Refik gibi yapıştırırım seni camın önüne. Minibüs oyuncakları gibi sallanır durursun öyle" ile kazanmıştı.
Manasını bilmediğimiz için aramızda çözmeye çalışırdık Stator'u. Filmlerdeki vahşi adamları çağrıştırıyordu. Korkuyorduk. Ne zaman adı geçse korkuyla başımızı omuzlarımızın arasına gömüp karnımızı içine çekiyor, gözlerimizi kocaman açıp sanki öyle yaparsak kimse bizi fark etmeyecekmiş, görünmez olacakmışız gibi daha yavaş, daha sessiz nefes almaya başlıyorduk.

(...)

Yorumlar

yılcan ağaoğlu dedi ki…
Çok güzel ena... gerçekten çok sevdim kalemini ve hayal gücünü...
ena dedi ki…
Oyyy çok teşekkür ederim:)
Devam edecek inşallah :)